Posts Tagged ‘yaoi

31
Jul
14

Yaoiler ve Tecavüz Kültürü

Yaoi seven bir insan olarak bugüne kadar hep yaoilerle ilgili olumlu şeyler yazdım ama artık yaoilerle ilgili çoğu fujoshinin pekala farkında olduğu ama umursamamaya çalıştığı sorunları eleştirme vakti geldi. Yaoiler bazen ciddi ölçüde cinsel şiddet içerebiliyor. Özellikle son yıllarda dizi, film ya da kitaplardaki erkek karakterleri shiplemenin Batılı kadın geekler arasında çok popüler hale gelmesiyle bu alandaki cinsiyetçilik ve şiddet iyice görünür olmaya başladı. Artık bunu görmek için internetin derinliklerinden bir yaoi manga ya da fan fiction bulup okumanıza bile gerek yok, sevdiğiniz kurgu karakterleri istismarcı bir ilişki içinde resmeden birileri siz istemeseniz de tumblr anasayfanıza düşüverecektir.

Yaoi alt türü cinsiyetçi erkeklerin hakaret ve eleştiri bombardımanı altında olduğu için mi bu türe karşı bu kadar sahiplenici ve savunmacıyız, yoksa kadınlar tarafından kadınlar için üretilen bir tür olarak kabul edildiği için mi toz kondurmak istemiyoruz bilmiyorum ama yaoilerin tecavüz kültürüne katkıda bulunması sorununa olması gerektiği kadar çok eğilinmiyor. (en azından ben yakın zamana kadar hiç rastlamıyordum böyle tartışmalara) Öncelikle tecavüz kültürü nedir? Tecavüz kültürü tecavüz oranlarının çok yüksek olmasının sorumlusudur. Tecavüz kültüründe tecavüz normalleştirilir, kurban suçlanır, tecavüzün bazen hak edildiğine inanılır, hatta düpedüz tecavüz olan davranışların tecavüz olmadığı, kurbanların iftiracı olduğu iddia edilir, tecavüzcü temize çıkarılır. Şakalar, fıkralar, cinsiyetçi espriler aracılığıyla tecavüz bir güç göstergesi gibi sunulur, tecavüzcünün güçlü, kurbanınsa aşağılanmış ve gülünecek halde olduğu inancı yaygınlaştırılır. Bu yüzden kurbanlar kendilerini suçlar ve insanların kendilerine inanmayacakları ya da aşağılayacakları korkusuyla seslerini çıkaramazlar. Tecavüz kültürünün unsurlarından biri “hayır aslında evettir” anlayışıdır ve bu maalesef ki yaoilerde sıkça kullanılıyor.

En sevdiğim yaoi mangalara bakarsak bu konuda benim de epey suçlu olduğum ortaya çıkar. Eleştirdiğim her şey bu mangalarda var ama bu sorunlu noktalar olmasaydı bu mangaları daha çok severdim. Eminim çoğunuz da bu mangaları okurken bazı noktalarda biraz rahatsız olmuş ama benim gibi çok da üstünde durmamayı seçmişsinizdir. Normalde uke yerine bir kadın karakter olsa kabul edilemez, cinsiyetçi ve istismarcı bulacağımız şeyleri sırf erkekler arasında geçtiği için kendimizden soyutluyor ve kabul edilebilir buluyoruz. Yaoi’nin çıkış noktasının erkeklerden öc alma isteği olduğu yönünde spekülasyonlar var. Bu ne kadar doğru bilmiyorum ama ben son zamanlarda yaoi severlerde erkekler gibi olma isteği görüyorum, sevdikleri karakterlerden söz ederlerken erkeksi bir dil kullanıyorlar. *Nerde o eski fangirller?* Yaoi fangirlleriyle ilgili en sevdiğim şeylerden biri sevdikleri karakterlerden çok sevecen bir dille bahsetmeleri her ayrıntıyı yüceltmeleridir. Ama son zamanlarda yaoiye bakışları erkeklerin yuriye bakışlarından çok farklı olmayan kadınlar görüyorum ve bu pek hoşuma gitmiyor. Kadınların cinselliklerini ve fantezilerini ifade etmeleri için alternatif bir alan yaratan yaoinin giderek sıradan porno kültürünün etkisi altında kalacağından korkmaya başladım.

Yaoi’deki sorunlar konusunda aslında benim de kafam net değil bu yüzden yaoi ile ilgili kafamdaki soruların bir dökümünü yapmak istiyorum. Kafası net olan biri varsa belki beni de aydınlatır.

SORU: Yaoi tecavüz kültürünü yeniden mi üretiyor yoksa bu şekilde eleştirmek kadınları (ve gayleri) zararsız fantezi dünyaları nedeniyle haksız yere suçlamak, kink shaming yapmak mı oluyor?

Yaoi bir hikayeyi heyecanlı hale getirmek için yazarlar iki karakter arasında bir direnç yaratma gereği hissediyorlar. İlk direnç -normal romantik hikayelerde de olduğu gibi- karakterlerin birbirine açılması olur. Buna ek olarak yaoilerde her zaman bir “ama ben eşcinsel değilim ki” direnci vardır. Bu dirençler aşıldıktan sonra hikayeyi heyecanlı tutmak için yeni dirençler gerekir ve bazen yazarlar yaratıcılıklarını kullanmak yerine ukeyi tam olarak rıza göstermediği ilişkilere sokarlar. Genellikle “hayır dedi ama tsundere olduğundan, yoksa o da istiyordu” şeklinde bir altmetin olur. Bazen de mangakalar sırf öyle istedikleri için gereksiz tecavüz sahneleri çizerler. Herhangi bir mediumda, birbirini sevdiği söylenen iki insanın rızaya dayanmayan cinsel ilişkisinin normal, hatta tutkulu bir birlikteliğin olmazsa olmaz parçası gibi gösterilmesinin çok sakıncalı olduğuna inanıyorum. Gerçek hayatta istismar içeren bir ilişki içerisinde olan pek çok insanın bunun farkına varamamasının ve bundan kurtulamamasının nedeninin medyadaki bu temsil olduğunu düşünüyorum. Öte yandan gerçek hayatta rızaya dayanan S&M bir ilişki ile rızaya dayanmayan bir cinsel ilişki arasındaki ayrım çok netken kurguda bu ayrım kayboluyor. Nihayetinde bu yaoi hikayeler yazarların ya da mangakaların S&M fantezileri değil mi? Zevkleri nedeniyle insanları kötülemek, suçlamak haksızlık olmuyor mu? Böyle de bir soru var ve cevabını bilmiyorum.

Her ne kadar bu konuda kafam net olmasa da bundan sonra okuduğum yaoilerde bu konuyu görmezden gelmemeye karar verdim. Eğer bundan sonra yaoi tavsiyesinde bulunursam da bu tür sorunlar içermeyen yaoileri tavsiye edeceğim.

not1: Yazıyı taslak olarak kaydetmek yerine dalgınlıkla yayınlamışım, bu yüzden blogu mail yoluyla takip edenlerin mail kutularına yazının taslak hali gitmiş. Mail kutunuzu kirlettiğim için özür dilerim. Bu insanlar yazıya eklemeyi düşünüp sonradan vaz geçtiğim şeyleri de görmüş oldular:P

not2: yukarıda verdiğim linkte kink shaming örneği çok ilginç olsa da yazının geri kalanına katılmadığımı belirtmek isterim. Yazar yaoiyi temize çıkarmak için bin dereden su getirmiş ama olmamış. O yazının eleştirisi için de şuraya bakabilirsiniz.

 

05
Oct
13

Genshiken Nidaime: Modern yaoi kültürü araştırma inceleme falan filan

genshiken-nidaime-msrGenshiken Nidaime’den çok büyük beklentilerim vardı ve beklentilerimi de aşan bir anime oldu. Her bölümü iki defa izledim, hatta 6. bölümü çok beğenip 3 defa izledim. Manganın çok büyük bir hayranı olduğum için animenin beni tatmin etmesi zordu belki de, hatta değiştirilmiş seiyuular nedeniyle eski hayranların gözünde dezavantajlı bir başlangıç yaptığı da söylenebilir ama bu anime beni tatmin etmekle kalmadı, her bölümde daha çok şaşırttı. Animasyon halinde görmeyi çok istediğim ama 13 bölümlük animede bu kısma hayatta gelemezler dediğim her şey animede yer aldı. Alışmışız tabii hikayenin cimri cimri işlenmesine, bölümlerin boş boş, yayıla yayıla gitmesine. Özellikle Attack on Titan’ın damla damla gelen hikayesinden sonra Genshiken’in her bölümü şelalenin altında durmak gibiydi.

genshiken-nidaimeNidaime üzerine zaten bir yazı yazmış olduğum için konuya pek girmeyeceğim ama kısaca yaoicilerin kulübü ele geçirdiği, Hato isimli, karşı cinsin kılığına giren bir karakterin ön plana çıktığı ve Madarame’nin bir hareminin olduğunu fark ettğimiz bir sezon. Önceki bölümlerde otaku kültürünün her alanına el atan Genshiken bu sefer de fujoshi kültürünü etraflıca inceliyor, shoutacısından tarih otakusuna kadar. Ne de olsa Modern Görsel Kültür İnceleme ve Araştırma Kulübü (yersen).

Her şey harikaydı ama sadece final bölümünün filler olması hayal kırıklığı yarattı diyebilirim. Belki de önceki bölümlerde çıtayı bu kadar yükseltmeselerdi final bölümü bende bu kadar hayal kırıklığı yaratmazdı. Aslında finali neden böyle yaptıklarını anlayabiliyorum, bir sonraki bölümde çok önemli bir gelişme olacaktı, Hato’nun cinsel yönelimlerine dair izleyicinin kafasındaki soru işaretini daha da büyük bir soru işaretine dönüştürecek bir gelişme. Bu olayı gösterip de devamını getirmemek olacak iş değil demiş olabilirler. Belki de mangaya uygun gitseler bu Hato’nun karşı cins kılığına girmeyi ve BL’i bıraktığı karamsar bir finale yol açacaktı. Öte yandan o bölümü animasyon halinde görmeyi de çok isterdim, üstelik bu finalin bir Genshiken klasiği olan kulüp odasında yalnız bırakılmış üyeleri karşı kulübün penceresinden dikizleme geleneğiyle yapılması demek olurdu, bu da hoş olabilirdi. Ayrıca izleyicinin sonrasını merak edip mangaya yönelmesini de sağlayabilirdi.  Bu bölümde olmaması gereken şeyler oldu, Hato’nun saçma bir gerekçeyle cross-dressingi bırakması ve sonra hemencecik geri dönmesi ya da Kuchiki’nin erkek kılığında olmasına rağmen Hato’nun peşinden koşması gibi. Yine de bu filler bölümü çok başarılı anime (ve oyun) parodileriyle doldurdukları için onları affediyorum.

genshiken haremAnimede görmeyi çok istediğim bölümlerin genellikle manga versiyonlarını daha çok beğendiğimi fark ettim. Bunlar Ogiue’nin ortaokuldan arkadaşının (düşmanının) comifes standına uğradığı sahne, Sasahara’nın agresif seme olmaya çalıştığı sahne, öğrenci birliğinden çocukları shipledikleri sahne ve Tanaka’nın Ohno’nun ölçülerini aldığı sahnelerdi. Hafızamda çok daha etkileyici olarak kalmışlardı, bu da bir anlatım aracı olarak mangayı animeden üstün tutma düşüncemi pekiştirdi. İyi çizilmiş bir mangada panelleri beynim kendiliğinden birleştirerek sürüp giden bir hareket olarak algılamamı sağlıyor. Bu sırada boşlukları bir sürü duygu, ifade, kalp atışı, kan basıncı, nefes alışlar gibi animasyonda kolay kolay gösterilemeyecek gösterildiğinde de çok karikatürize olacak şeylerle dolduruyor. Mangada duyguları yoğunlaştırılmış ama gerçekçi bir şekilde algılıyorum. Animasyonda uzatılmış bir an, uzatılmış bir an oluyor. Mangada ise beynim bana “bu kısacık bir andı ama çok uzun bir an gibi hissedildi” diyor. Öte yandan bazı kısımları da animede daha çok beğendim. Bazen ani geçişler ve yüksek sesle verilen tepkiler esprilerin vurgulanmasını sağlıyor, bazen de ses tonunun kendisi espriye dönüşüyor.

madarame

salak, yemin ediyorum gerizekalı bu çocuk.

Genshiken’i çok sevmemin nedeni karakterlerin fazlasıyla kanlı canlı olması. Klişe tepkiler vermiyorlar, tam da bir insanın vereceği tepkileri veriyorlar, seyircinin aklına gelen soruları soruyorlar, seyircinin yaptığı tespitleri yapıyorlar. En güzeli de, tam da kendilerinden beklenecek şekilde davranyor olmaları. Bir şey söylediklerinde “evet, bu tam da onun vereceği bir tepkiydi” diyorum. Kasukabe kulübe ayrılan odaya gelip karizmasıyla bütün Genshiken’in atmosferini değiştirdiğinde “bu tam da Kasukabe’nin yaratacağı türde bir etki” diyorum. Sonra Hato’da aynı tesbiti yapıyor: “Kasukabe-sempai gelince kulübün havası değişti.” Başka bir güzellik de Madarame’nin haremi gibi büyük bir klişeye girdiklerinde bunun nasıl da klişe olduğunu, oyuna yada light novela benzediğini tekrar tekrar vurgulamaları ve bunun üzerinden espriler yapmaları.

Her ne kadar Genshiken’in önceki bölümlerini izleyip karakterleri tanımanın Genshiken Nidaime’yi izlerken apayrı bir zevk vereceğini düşünsem de, fark ettim ki öncesini izemeden Nidaime’ye başlayan pek çok insan da seriyi çok sevmiş. Bu yüzden önceki Genshikenleri izlememiş olanlara da, özellikle fujoshilere/ yaoi severlere Nidaime’yi ısrarla tavsiye ediyorum çünkü burda anlatılan senin hikayendir ve sana bu hissi verebilecek başka bir anime yok. Özellikle fujoshilerin yakından takip ettiği Free! gibi güncel animelerden söz ettikleri kısımlar bu hissi iyice ayyuka çıkarıyor.

21
Jul
13

Genshiken Nidaime: Fujoshi Kulübü

Eveeet 500. Genshiken’in bu bölümü ne kadar muhteşemdi oturumunu açıyorum.

tumblr_mq5a0lpwVJ1rjwk5go1_500Genshiken 2. Nesil’in animesi başladı ve sadece 3 bölüm çıktı ama ben dayanamıyorum ve bir yazı patlatıyorum. Genshiken benim için dünya üzerindeki en güzel şeylerden biri, mangası olsun animesi olsun tapıyorum. Genshiken Nidaime’nin mangası aslında Genshiken bittikten bir kaç yıl sonra kısa bir süreliğine, bir kaç bölüm yayımlanacaktı. Fakat büyük ilgi görünce normal bir manga olarak yayımlanmaya devam etti. Anime uyarlaması da nihayet hakettiği kaliteye kavuşmuş. Hatırlarsanız ilk Genshiken animelerinin çizimleri pek de iyi değildi. Ben yine de bayıla bayıla ilemiştim ve en sevdiğim animelerden biri olmuştu.

tumblr_mpsphnp1Bl1qzjzf0o1_500Öncelikle şu uyarıyı yapayım Nidaime baştan sona fujoshi, yaoi, cross-dressing içerecek, hatta bazı erkek karakterlerin eşcinsel eğilimler taşıyor olma olasılığını göreceğiz ve kafamız karışacak. Heteroseksüellik ve homoseksüellik arasındaki o kapkalın sandığımız çizginin titreyip flulaştığını göreceğiz. Yani diyorum ki dar görüşlü insanlar bu animenin YANINDAN BİLE GEÇMESİN!  Hep dediğim gibi her animeyi izlemek zorunda değilsiniz. Eğer bu anime size göre değilse kendinizi izlemeye zorlayıp hem kendi ruh sağlığınızı hem de Genshiken severlerin asabını bozmayın.

tumblr_mpmsjsdzIX1qil2luo1_500İlk Genshiken animelerini sevip, mangayı okumayıp Nidaime’ye başlayanlar büyük şok yaşayabilir çünkü Nidaime’ye geçişte manganın birkaç yıllık bölümü (hem gerçek hayatta manganın çıkma süresi açısından hem de mangadaki kurgusal zaman açısından birkaç yıl) atlandı. Dolayısıyla karakterlerimiz biraz olgunlaştı, özellikle Ogiue ve Madarame’de çok büyük değişiklikler göreceksiniz. Öte yandan eski hallerine, özellikle de Ogiue’nin eski hallerine çok güzel göndermeler de yakalayabilirsiniz. Ogiue bir süre sonra biraz geride kalıyor ama Madarame’yi eski sapık canavar otaku hallerinden çıkmış, etraftaki bütün kızların (hatta erkeklerin) gizliden gizliye hoşlandığı, işten çıkıp evde önlük giyip kendine yemek pişiren, biraz utangaç, tatlı mı tatlı bir adama dönüşmüş olarak bulacaksınız. Tabii bu karakter gelişimi mangada yavaş yavaş, sezdirmeden meydana geldi. Gerçekten Gensiken karakterleri elimde büyümüş gibi hissediyorum. Yazdıklarımdan anlamışsınızdır Madarame’ye karşı ben de boş değilim^^ Mangayı okumayanların iki anime arasındaki kopukluk konusunda akıllarına gelebilecek önemli bir soru: Madarame ne zamandan beri bu kadar aşık? Ah, siz bilmezsiniz, evet çok aşık. Neler çekti bir ben bilirim:’) Aslında animelerden de biraz anlaşılıyor. O 3. bölümdeki resimler de ilk orda ortaya çıkmıyor. Daha önce Genshiken üyeleri evine geldiğinde resimleri bulmasınlar diye neler yapmıştı, iğrenç pornolar alıp saklamıştı, sırf Saki pornoları bulup aramayı bıraksın diye. Sonra pornoları çöpe atmıştı çünkü bu dünyada ilgilendiği tek bir 3 boyutlu kadın var. Aslında mangayı okumamış olanları biraz da kıskanıyorum, ben de hafızamı silip animeler arasında atlayış yapmak isterdim. Ne düşündünüz Sasahara ve Ogiue’nin birlikte olduğunu görünce çok merak ediyorum. Şaşırdınız mı? Belliydi mi dediniz?

tumblr_mplp16zs3L1qa6azro1_500Şimdilik anime mangaya hayran olunacak derecede uygun ilerliyor, yalnız tek bir değişiklik var: mangadaki güncel anime göndermeleri artık güncelliğini yitirdiği için yeni güncel anime göndermeleri (attack on titan vs.) eklenmiş. Tabii Bakemonogatari göndermeleri yerinde duruyor ve şu işe bakın ki Bakemonogatari hala güncel bir anime!

Anime uyarlamasından eleştirilecek tek yön seslendirenlerin değişmiş olması. Ne gereği vardı bilmiyorum. Önce daha gerçekçi sesler mi istediler acaba diye düşündüm ama sonra baktım ki hiç alakası yok aksine daha moe sesler kullanılmış, Madarame’nin sesi bile moe geliyor. Ogiue içinden Osaka aksanıyla konuşmaya başladığında eskisi kadar güzel olmuyor ve bu beni çok üzüyor. Animeyi daha moe yapma konusundaki kararlılıkları açılış ve kapanış şarkılarından da anlaşılıyor. Nerde eski Genshiken şarkıları? Gerçi bir kaç dinlemeden sonra bu şarkıları da sevmeye başladığımı itiraf edeyim.tumblr_mpyivsv7GY1s9mwh8o2_500

Nidaime’nin en güzel yanlarından biri de Sue’yu her bölüm görebilmek. Artık değişim öğrencisi olarak Japonya’ya geldi. Yine uygun yerlerde uygun anime repliklerini bulup söylüyor. Ve artık biraz daha fazla konuşuyor. Herkesin gözünden kaçtığı için tekrar etmeden geçemeyeceğim, Madarame telefonda konuşurken “Hooy eviniz hayaletli!” diye bağırması Komşum Totoro’daki oğlan çocuğunun lafıydı.

Fujoshilerin bu animeyi izlemesinde ısrar ediyorum kendinizi göreceksiniz bu animede. Yaoi sever kızların muhabbetlerini izlemenin yanı sıra zaman zaman shounen ai tadı da alabilirsiniz. Madarame ve Hato’yu çok seveceksiniz.

20
Oct
11

Sekai-ichi hatsukoi 2 sarhoştum hatırlamıyorum

Yere göğe sığdıramadığımız, pek değerli yaoimiz sekai-ichi’nin ikinci sezonu da başladı, tüm fujoshi (ve fudanshi) camiasına hayırlı uğurlu olsun. Vaktim yok, çok kısa bir fangirl patlaması-gökkuşağı kusması yapıp dersime geri döneceğim.

İkinci sezonun ilk bölümüne başladığım anda bu animeyle ilgili ilk hatırladığım, ilk düşündüğüm şey “ah evet bu sadece bir yaoi, romantik komedi olarak değil yayıncılık-manga-editörlük konusunda da çok iyi bir anime ve bu kısımları için de izlemeye değer” oldu. Kadın mangakaların ne kadar çok mangaka, mangaka asistanı ve manga editörü karakter yarattığına, hayatlarını, mesleklerini hikayelerine ne kadar dahil ettiklerine geçen Usagi Drop yazısında değinmiştim. Nakamura-sensei yıllardır içinde bulunduğu manga sektöründe editörlerle ilgili epey ilginç gözlemlerde bulunmuş anlaşılan. Takano’nun o muhteşem lafını alıntılamak istiyorum:

– Bir editörün işinin %94’ü nüshayı onu bir türlü vermek istemeyen mangakadan kopararak almak ve basımevini en son ve nihai ana kadar bekletip nüshayı yayına zorla sokmaktır!

Ve ardından morali bozulan ekip:

– Gerçekten editörlüğün tüm olayı bu mu? :(

Peki ya Hatori’nin “benim mangakam bu sefer nüshasını yetiştirecek” demesinin hemen ardından söz konusu mangaka, Chiaki’den “Hatori-sama, ben üşüttüm, nüsha yetişmeyecek, o yüzden lütfen evime gelme, arama, mail atma!” şeklinde bir faks almasına ne demeli!? Hatori’nin bu faksa “İzninizle sensei beni evine çağırıyor.” diye tepki vermesiyle animenin daha ilk bir kaç dakikasında yaoi düşmanlarının bile sempatisini kazanacak bir kombo yapmışlar kanımca.

Neyse bunu geçelim de, Takano’nun sesini ve konuşma tarzını ne kadar seksi bulduğumu da bir kez daha belirtmek istiyorum (kesinlikle son kez olmayacak). 2. bölümde bir kez daha meşhur “usotsuki!” (yalancı!) lafını söyledi. En azından ben meşhur olması gerektiğini inanıyorum, hatırlarsanız önceki yazılarda bir ara kaç defa usotsuki dediğini saymaya filan kalkmıştım. Ayrıca füme rengi saçlarının, kalın çerçeveli gözlüğünün ve gözlerini kısıp yan yan bakmasının da hastasıyım. O bakışların anlamı şu oluyor: “Her şeyi görüyorum, biliyorum. Senin içini okuyorum Onodera. Sen tam bir gerizekalısın ama seni çıtır çıtır yiyeceğim.” Bir de Takano’nun özgüveni bizde olsa şu dünyada başka hiçbir şeye ihtiyacımız olmazdı. “Ben seni sevmiyorum” diyen birine hiç istifini bozmadan “Ben sevildiğimi hissediyorum” diyebilmek… Bravo! Seme dediğin böyle olur!

Son olarak Sekai-ichi’deki Junjou Romantica göndermeleri çok hoşuma gittiğini söylemek istiyorum. Trende Onodera’nın yanında, biraz uzağında uyuklayan bizim Misaki değil miydi? En en son olarak da şunu ekleyip bitireyim, açılışta en sevdiğim görüntü Hatori’nin Chiaki’nin kucağına yıkıldığı an. Çok tatlı <3

21
May
11

Hani şu Junjou’ya benzeyen yeni yaoi var ya

Yeni sezonda Junjou Romantica’nın mangakası Shungiku Nakamura’nın başka bir mangasından uyarlanma bir seri başlamış. Benim bundan biraz geç haberim oldu, yeni serilere pek bakamadım çünkü. İzlerken Junjou’yu ne kadar özlediğimi fark ettim, çok benziyorlar tabii ki de açık tonların kullanılması olsun, karakter tasarımları olsun, karakterlerin yaş ve meslekleri olsun… Nakamura’nın diğer mangaları nasıldır hiç bilmiyorum ama Sekai ichi ve Junjou’nun kendine özgü bir karakter profili olduğunu söyleyebiliriz: Yaş ortalaması 25 filan, yani lise ve üniversite gençliği değil çok şükür, ve genellikle edebiyatçı, mangaka, editör, akademisyen, doktor gibi kafa emekçisi, entelektüel insanlar. Tamam çok entelektüel olmasalar da yakuza değiller en azından. Yakuzaları da çok sevmekle birlikte bu beyazyakalı karakter profilini daha cazip buluyorum :3 Benzer olsalar da Sekai ichi, Junjou kadar etkileyici gelmedi bana. Junjou’yu izlemeye başladığım sırada hala daha yaoiyi biraz tuhaf ve rahatsız edici buluyor, sırf meraktan ve yaoi severlerin psikolojisini anlamaya çalışarak izliyordum sonra bir baktım bağımlısı olmuşum. Ama bir dakika, bu yazının konusu Junjou değil.

Sekai ichi Hatsukoi dünyanın en iyi ilk aşkı gibi bir şey demek. Benim için bu serinin en büyük artısı manga editörleri arasında geçmesi ve yayımcılık sektörüne dair ilginç şeyler görmemiz. 25 yaşındaki ukemiz Ritsu edebiyat editörüyken manga editörlüğüne geçiyor ve asıl istediği iş aslında edebiyat editörü olmak. Bir kitabı yazarla birlikte yayına hazırlamanın, kitabın kapağına, rengine yazarla birlikte karar vermenin ne kadar muhteşem bir şey olduğunu anlattığı bölümde eridim bittim, belki de benim için ideal meslek editörlüktür. Ritsu’nun yeni başladığı shoujo manga departmanındaki baş editör Masamune de sememiz. Bu karaktere bayıldım, özellikle de saç rengine (siyahımsı gri gibi). Zaten ben hep semeleri severim. Masamune’yi Junjou’daki Usami’den bile daha çok sevdim. Ses tonu çok hoş ve çok güzel ‘usotsuki’ (yalancı) diyor. (7. bölüm itibariyle 3 defa dedi yanlış saymadıysam ^^)

Burda da Junjou gibi üç çift var ama keşke olmasaymış, ben ilk çifti çok sevdim ve sadece onları izlemek istiyorum, gerisine gerek yok :3 İkinci hikayede bir mangaka, editörü ve baş asistanı arasındaki aşk üçgeni var ama Ritsu ve Masamune’nin üstüne bana çok sıkıcı geldi.

Ben yaoi izlerken hikayedeki absürtlüklere takılan mantıklı anime izleyicisi karakterim ile romantizm, sevimlilik ve burun kanaması adına tüm mantık hatalarına göz yuman fujoshi karakterim çatışmaya başlar ve fujoshi karakterim genellikle ötekini bastırır. Ama Sekai ichi’nin bazı yerleri içimdeki mantıklı anime izleyicisini isyan ettirdi. Bir kere yan komşun otobüste uyuyakalınca onu ineceğiniz yerde UYANDIRIRSIN! Adamı alıp da kendi dairene taşıyıp bir de soyup yatağına yatırmazsın! Çok gerekliyse taşıman git kendi dairesine taşı! Ayrıca o ne biçim uykuymuş öyle?! Gerçekten her türlü saçmalığı görmezden gelebilirim ama ardından buna değecek bir sahne gelmeli. Ayrıca Ritsu ve Masamune’nin lisedeki ayrılma nedenleri bana çok tırt geldi. Karakterleri bu kadar saçma bir nedenden ayırıp sonra da ‘bir daha kimseyi sevemediler’ diye bunu çok travmatik bir olaymış gibi sunmak biraz okuyucuyu/izleyiciyi salak yerine koymak oluyor sanki.

Biraz eleştirmiş olabilirim ama bayılarak izliyorum aslında. Çizim kalitesi ve +13 olması nedeniyle yaoiye yeni başlayanlara ilk önerilecek seriler arasında yerini alacağı şimdiden belli. Junjou Romantica’yı özleyenlere de ilaç gibi gelecek. TV için yapılan yaoiler (shounen ai demek daha doğru aslında) beni mutlu ediyor çünkü yaoi şöyle iğrenç, böyle ahlaksız, bu fujoshiler de hiç aile terbiyesi almamışlar ulu orta yaoi konuşuyorlar, diyenlere güzel bir kapak olduğunu düşünüyorum. İşte Junjou, işte Sekai ichi, işte Loveless… her açıdan kaliteli, sadece +13 ve geç saatte de olsa çoluk çocuğun izleyebileceği şekilde Japon televizyonlarında gösteriliyor.

17
Oct
10

yaoici kız arkadaş

Yakın zamanda mükemmel bir josei manga keşfettim: Fujoshi Kanojo. Daha önceki yaoi yazılarında söylemiştim, fujoshi “hanımefendi” anlamına gelen bir kelimenin “çürük kız” anlamına gelecek şekilde kanjisinin değiştirilmesiyle elde edilen bir kelime ve yaoici tayfanın kendi kendine verdiği bir isim. Aslında bu manga Japonya’da birisinin fujoshi olan kız arkadaşını anlattığı bir blogdan uyarlanmış. Bu açıdan Korelilerin “My Sassy Girl”üne benziyor. Kitap ve drama versiyonları da varmış ve kitabı İngilizce’ye çevrilmiş. Mutlaka almalıyım :3

Neyse konuya gelelim. Taiga kendisinden biraz daha büyük kızlardan hoşlanan bir üniversite öğrencisi. Yarı zamanlı bir iş ararken girdiği bir şirkette bir “oneesan” (abla) görüp anında aşık oluyor. Bu abla tabii ki de “fujoshi kanojo”muz Yuiko’dan başkası değil. Sırf Yuiko için bu şirkette işe giren Taiga sonunda ona hislerini açıklar. Yuiko utanarak hem otaku hem de fujoshi olduğunu söyler. Taiga “normal” bir insan olduğu için doğal olarak fujoshinin ne olduğunu bilmemektedir. Yukarda açıkladığım gibi fujoshi aynı zamanda hanımefendi anlamına geldiği için Taiga muhtemelen Yuiko’nun hanımefendi olmasına rağmen otaku olduğunu söylemeye çalıştığını zannedip bunun sorun olmadığını söyler. Yuiko’nun ne biçim bir “hanımefendi” olduğunu çok geçmeden anlayacaktır^^

Okurken sürekli kahkahalar attım. Burda da Nodame gibi çatlak ve sevimli bir kadın karakterimiz var. Hatta bu manga Nodame’den bile iyi olabilir. Ama korkarım gerçekten zevkini çıkarmak için sıkı bir yaoi takipçisi olmak gerekiyor. Mangada fujoshi jargonuna dair gerekli açıklamaları yapmışlar ama yaoi sevmeyen birine ne kadar anlamlı gelir bilmiyorum. Bir de tabii Yuiko’yla aynı hisleri paylaşmanın güzelliği var. Mesela Taiga ve en yakın arkadaşı konuşurken “fufuu ne kadar sevimli bir çift :3” diye düşünüyorum ve hemen bir sonraki karede Yuiko da aynı şeyleri düşünerek onlara sinsi bir bakış atmakta oluyor.

Lovely Complex’i izlerken siz de benim gibi “olaylara biraz da Ootani’nin gözlerinden baksak keşke” dediniz mi? Bence shoujo ve joseilerdeki temel sorun olayları hep kızların bakış açısıyla izlemek zorunda bırakılmamız. Bu bana inanılmaz sıkıcı geliyor. Ama neyseki burda öyle değil, hikayenin kaynağı olan blog bir erkeğin ağzından yazılmış olduğu için mangayı da Taiga’nın açısından okuyoruz. Taiga’nın heyecanları, Taiga’nın karışık kafası, Taiga’nın çileden çıkması vs. Ve bu Taiga çoook sevimli, çook mo-e~ Yuiko onun sakar bir uke gibi olduğunu ve kendisinin de sakar ukeleri sevdiğini söylüyor. Bir de ona “uke Sebastian” diyor. Biliyorsunuz ki Sebastian Japonlara göre uşakların evrensel adı ve Yaoiciler Sebastianların seme olması gerektiğine inanırlar. Yuiko bir süre sonra Taiga’ya kısaca “Sebasu” demekle yetiniyor ve Taiga bundan nefret ediyor.

Bazen Yuiko bu yaoi muhabbetinden çok sinir bozucu ve ısrarcı olabiliyor. Keşke Taiga’ya biraz daha iyi davransa diyorum. Ama Taiga kendisi kaşındı. İlk başlarda Yuiko’nun gözlük sevdiğini anlayınca sürekli gözlüğünü takmaya başladı. Sonra Yuiko’nun çalışkan öğrenci imajını sevdiğini fark edince ders kitaplarını renkli post-itlerle nasıl işaretlediğini uzun uzun anlattı. Bu sırada Yuiko heyecanla “nası yani? ah burası iyiymiş dediğin bir sayfa olursa işaret mi koyuyorsun?” gibi sorular sorup onu yönlendiriyordu. Ben çok iyi anlasam da Taiga Yukio’nun neye bu kadar heyecanlandığını anlamıyordu ama yine de şaşkınlık içinde çabalamaya devam etmesi acayip sevimliydi. Sonuç olarak Yukio’nun kafasındaki entelektüel uke imajıyla bütünleşmiş oldu.

Ben bu mangayı ilk duyduğumda shoujo olduğunu düşünüp ilgilenmemiştim. ama değilmiş. Hatta Nana gibi bayık bir josei de değil bu. İçinde duygusal pek bir şey de yok. Ama deli gibi komik ve çok sevimli. Özellikle yaoicilerin mutlaka okuması lazım. Yuiko’yla arkadaş olup beraber butler cafe’ye gitmek isteyeceksiniz^^

03
Oct
10

hastasıyım koreli gangsterlerin, pardon düzgün iş adamlarının

Myanimelist’in yaoi mangalar listesinde 1. sırada, Junjou Romantica’yı bile sollamış. Yaoici kızlar arasında çok popüler, hatta çılgıncasına seviliyor. Aslında bu bir manga değil manhwa yani Kore çizgi romanı, dolayısıyla kareler mangalarda alışık olduğumuzun tersine soldan sağa gidiyor. Bu yüzden manhwalara karşı bir isteksizliğim vardır. Ama Totally Captivated’in o kadar çok adı geçmeye başladı ki okumaya karar verdim.

Okuma sürecim biraz tuhaf oldu. İlk başta bir bölüm okuyup, “bu ne be!” deyip bıraktım. Hem manga alışkanlığından ötürü sürekli karelerin yerini karıştırıyordum hem de ilk bölümde beni etkileyen, heyecanlandıran bir şey olmadı. Bir süre sonra yeniden okumaya karar verdim çünkü fujoshiler bu manhwa’yı bu kadar sevdiyse vardır bir bildikleri dedim, ne de olsa onlar toplumsal ahlak yargılarından arınmış üstün zevklere sahip kızlar ^^ Neyse yeniden okumaya başlayıp 4-5 bölüm gittim ama hala daha fujoshilerin bu serinin nesini bu kadar abarttığını anlayamamıştım. Sonunda hayal kırıklığıyla demek ki yaoici kızlar bu defa yanılmış, şu bölümü bitirdikten sonra devam etmeyeyim, güzel değilmiş dedim. O bölüm bitince “yaw çok şey bi yerde kaldı, bi bölüm daha okuyayım, bi daha da okumam” dedim. O bölüm de bitince “son bir tane daha okuyayım” dedim. Sonra son bir tane daha derken derken artık iş işten geçmişti, ‘tamamen büyülenmiş’tim, Mookyul karakterinin karizması karşısında gözlerimde şimşekler çakıyor, başım dönüyordu. Anlayacağınız “fangirl mode: on” idi. Kendi salaklığıma gülmeye başlamıştım :D

Ya bu Mookyul nasıl bir adamdır!? Gördüğüm en seksi en karizmatik karakterlerden biri. Bakışı, duruşu, parmağıyla gel işareti yapışı, konuşma şekli, tavırları, fox jung deyişi… aaghh… (yazar burun kanaması krizine girdiğinden cümleyi bitiremiyor)

Eun Mookyul aslında bir mafya patronu ve bu işte çok başarılı. Bütün gün uyumak dışında pek bir iş yapmıyormuş gibi görünse de adamları ona çok saygı duyuyor. Çünkü kavgada çok güçlü ve işleri temiz bir şekilde yani adamlarına çok aşağılık şeyler yaptırmadan idare ediyor. Dahası sürekli tehditkar ve sinirli görünmesine rağmen adamlarını epey koruyup kolluyor. Yani özünde iyi bir gangster ^^ Ewon Jung ise fakir bir ekonomi öğrencisi ve Mookyul tarafından (benim pek mantıklı bulmadığım bir nedenden ötürü) mafyanın ofisinde çalıştırılıyor. Ewon’un Mookyul’dan deli gibi korkması ama bir yandan da Mookyul’un yakışıklılığı karşısında dibi düşmesi ve mütemadiyen burun kanaması yaşaması çok sevimli.

Bu serinin güzel yanlarından biri o çok sevdiğimiz “hetero erkeğin kimlik krizleri”ni içermiyor oluşu. Evet çok seviyoruz karakterlerden birinin “ama ikimiz de erkeğiz” ya da “ben gay değilim” diye hislerine direnmesini ve diğerinin onu zorlamasını. Ama bunu çok sık görüyoruz yaoilerde. Bu yüzden Totally Captivated’de herkesin açık bir şekilde eşcinsel olması hoş bir değişiklik olmuş. Yaoilerin olmazsa olmazı direniş ve ısrarlarsa çok daha farklı ve mantıklı konular üzerinde dönüyor.

Totally Captivated’i okurken yine neden yaoi sevdiğimiz üzerinde düşünmeden edemedim. Biliyorsunuz ki bu bilimadamlarının henüz çözüm bulamadığı bir soru ^^ Mookyul için deli oluyoruz, onun Ewon’u kıskanmasını, kafese kapatacağını söylemesini sevimli buluyoruz. Ama Mookyul’un sevgilisi kız olsaydı bu seriden ölesiye nefret ederdik. Mookyul’un biz kıza böyle sahiplenici ve baskıcı davranmasına şiddetle karşı çıkardık. Çünkü hikayede bir kadın bir erkek olduğunda elimizde olmadan kendimizi kadın karakterle özdeşleştiriyoruz. Bu yüzden yaoilerin okura kendini istediği karakterle özdeşleştirme ya da olaydan tamamen soyutlama özgürlüğü verdiği için sevildiği teorisine katılıyorum. Hikaye yaoi olunca Mookyul bizim hem arzu nesnemiz hem de istediğimizde kendimizi özdeşleştirdiğimiz karakter oluyor. Bu bence karaktere daha fazla bağlanmayı ve okurken histerik tepkiler vermeyi tetikleyen bir şey. Ve bu diğer türlerin asla vaat edemeyeceği bir durum.

Totally Captivated fazla açık seçik panellerin olmadığı bir seri bu yüzden bence yaoi sevmeyenler de bir şans verebilir. Hatta karanlık tarafa geçiş biletiniz olabilir bu seri. Ve hala okumamış yaoiciler varsa, benim yaptığım aptallığı yapmayın ve bir an önce başlayın, gerçekten bir numara olmayı hak ediyor.




Arşiv (adeta bir zaman tüneli)

yazı kategorileri

Yeni yazılardan haberdar olmak için mail adresini gir.

Join 281 other followers

blog istatistikleri

  • 532,005 tıklama
Personal Blogs - BlogCatalog Blog Directory

şu sıralar okuduğum

RSS icten’s Recently Watched Anime from MyAnimeList.net

RSS icten’s Recently Read Manga from MyAnimeList.net


%d bloggers like this: