Posts Tagged ‘manga

31
Jul
14

Yaoiler ve Tecavüz Kültürü

Yaoi seven bir insan olarak bugüne kadar hep yaoilerle ilgili olumlu şeyler yazdım ama artık yaoilerle ilgili çoğu fujoshinin pekala farkında olduğu ama umursamamaya çalıştığı sorunları eleştirme vakti geldi. Yaoiler bazen ciddi ölçüde cinsel şiddet içerebiliyor. Özellikle son yıllarda dizi, film ya da kitaplardaki erkek karakterleri shiplemenin Batılı kadın geekler arasında çok popüler hale gelmesiyle bu alandaki cinsiyetçilik ve şiddet iyice görünür olmaya başladı. Artık bunu görmek için internetin derinliklerinden bir yaoi manga ya da fan fiction bulup okumanıza bile gerek yok, sevdiğiniz kurgu karakterleri istismarcı bir ilişki içinde resmeden birileri siz istemeseniz de tumblr anasayfanıza düşüverecektir.

Yaoi alt türü cinsiyetçi erkeklerin hakaret ve eleştiri bombardımanı altında olduğu için mi bu türe karşı bu kadar sahiplenici ve savunmacıyız, yoksa kadınlar tarafından kadınlar için üretilen bir tür olarak kabul edildiği için mi toz kondurmak istemiyoruz bilmiyorum ama yaoilerin tecavüz kültürüne katkıda bulunması sorununa olması gerektiği kadar çok eğilinmiyor. (en azından ben yakın zamana kadar hiç rastlamıyordum böyle tartışmalara) Öncelikle tecavüz kültürü nedir? Tecavüz kültürü tecavüz oranlarının çok yüksek olmasının sorumlusudur. Tecavüz kültüründe tecavüz normalleştirilir, kurban suçlanır, tecavüzün bazen hak edildiğine inanılır, hatta düpedüz tecavüz olan davranışların tecavüz olmadığı, kurbanların iftiracı olduğu iddia edilir, tecavüzcü temize çıkarılır. Şakalar, fıkralar, cinsiyetçi espriler aracılığıyla tecavüz bir güç göstergesi gibi sunulur, tecavüzcünün güçlü, kurbanınsa aşağılanmış ve gülünecek halde olduğu inancı yaygınlaştırılır. Bu yüzden kurbanlar kendilerini suçlar ve insanların kendilerine inanmayacakları ya da aşağılayacakları korkusuyla seslerini çıkaramazlar. Tecavüz kültürünün unsurlarından biri “hayır aslında evettir” anlayışıdır ve bu maalesef ki yaoilerde sıkça kullanılıyor.

En sevdiğim yaoi mangalara bakarsak bu konuda benim de epey suçlu olduğum ortaya çıkar. Eleştirdiğim her şey bu mangalarda var ama bu sorunlu noktalar olmasaydı bu mangaları daha çok severdim. Eminim çoğunuz da bu mangaları okurken bazı noktalarda biraz rahatsız olmuş ama benim gibi çok da üstünde durmamayı seçmişsinizdir. Normalde uke yerine bir kadın karakter olsa kabul edilemez, cinsiyetçi ve istismarcı bulacağımız şeyleri sırf erkekler arasında geçtiği için kendimizden soyutluyor ve kabul edilebilir buluyoruz. Yaoi’nin çıkış noktasının erkeklerden öc alma isteği olduğu yönünde spekülasyonlar var. Bu ne kadar doğru bilmiyorum ama ben son zamanlarda yaoi severlerde erkekler gibi olma isteği görüyorum, sevdikleri karakterlerden söz ederlerken erkeksi bir dil kullanıyorlar. *Nerde o eski fangirller?* Yaoi fangirlleriyle ilgili en sevdiğim şeylerden biri sevdikleri karakterlerden çok sevecen bir dille bahsetmeleri her ayrıntıyı yüceltmeleridir. Ama son zamanlarda yaoiye bakışları erkeklerin yuriye bakışlarından çok farklı olmayan kadınlar görüyorum ve bu pek hoşuma gitmiyor. Kadınların cinselliklerini ve fantezilerini ifade etmeleri için alternatif bir alan yaratan yaoinin giderek sıradan porno kültürünün etkisi altında kalacağından korkmaya başladım.

Yaoi’deki sorunlar konusunda aslında benim de kafam net değil bu yüzden yaoi ile ilgili kafamdaki soruların bir dökümünü yapmak istiyorum. Kafası net olan biri varsa belki beni de aydınlatır.

SORU: Yaoi tecavüz kültürünü yeniden mi üretiyor yoksa bu şekilde eleştirmek kadınları (ve gayleri) zararsız fantezi dünyaları nedeniyle haksız yere suçlamak, kink shaming yapmak mı oluyor?

Yaoi bir hikayeyi heyecanlı hale getirmek için yazarlar iki karakter arasında bir direnç yaratma gereği hissediyorlar. İlk direnç -normal romantik hikayelerde de olduğu gibi- karakterlerin birbirine açılması olur. Buna ek olarak yaoilerde her zaman bir “ama ben eşcinsel değilim ki” direnci vardır. Bu dirençler aşıldıktan sonra hikayeyi heyecanlı tutmak için yeni dirençler gerekir ve bazen yazarlar yaratıcılıklarını kullanmak yerine ukeyi tam olarak rıza göstermediği ilişkilere sokarlar. Genellikle “hayır dedi ama tsundere olduğundan, yoksa o da istiyordu” şeklinde bir altmetin olur. Bazen de mangakalar sırf öyle istedikleri için gereksiz tecavüz sahneleri çizerler. Herhangi bir mediumda, birbirini sevdiği söylenen iki insanın rızaya dayanmayan cinsel ilişkisinin normal, hatta tutkulu bir birlikteliğin olmazsa olmaz parçası gibi gösterilmesinin çok sakıncalı olduğuna inanıyorum. Gerçek hayatta istismar içeren bir ilişki içerisinde olan pek çok insanın bunun farkına varamamasının ve bundan kurtulamamasının nedeninin medyadaki bu temsil olduğunu düşünüyorum. Öte yandan gerçek hayatta rızaya dayanan S&M bir ilişki ile rızaya dayanmayan bir cinsel ilişki arasındaki ayrım çok netken kurguda bu ayrım kayboluyor. Nihayetinde bu yaoi hikayeler yazarların ya da mangakaların S&M fantezileri değil mi? Zevkleri nedeniyle insanları kötülemek, suçlamak haksızlık olmuyor mu? Böyle de bir soru var ve cevabını bilmiyorum.

Her ne kadar bu konuda kafam net olmasa da bundan sonra okuduğum yaoilerde bu konuyu görmezden gelmemeye karar verdim. Eğer bundan sonra yaoi tavsiyesinde bulunursam da bu tür sorunlar içermeyen yaoileri tavsiye edeceğim.

not1: Yazıyı taslak olarak kaydetmek yerine dalgınlıkla yayınlamışım, bu yüzden blogu mail yoluyla takip edenlerin mail kutularına yazının taslak hali gitmiş. Mail kutunuzu kirlettiğim için özür dilerim. Bu insanlar yazıya eklemeyi düşünüp sonradan vaz geçtiğim şeyleri de görmüş oldular:P

not2: yukarıda verdiğim linkte kink shaming örneği çok ilginç olsa da yazının geri kalanına katılmadığımı belirtmek isterim. Yazar yaoiyi temize çıkarmak için bin dereden su getirmiş ama olmamış. O yazının eleştirisi için de şuraya bakabilirsiniz.

 

11
Oct
13

Attack on Titan: Kafamda deli sorular

Shingeki-no-KyojinDün gece Attack on Titan’ın en son çıkmış bölümüne kadar okudum ve ne kadar etkilendiğimi anlatamam! Animeden sonraki kısımları bir oturuştan bitirmek gibi bir niyetim yoktu ama bir noktadan sonra karşı koyamadım. Hikaye bir an bile soluklanma imkanı tanımadan dört nala gitti. Daha bir gelişmeyi sindiremeden bir yenisi geldi, öğrenilen bilgiler bir şeylere cevap olmak yerine daha fazla soru yarattı. Sürekli “Ne?! Nasıl yani? Neden ama nedeeen?! T_T” deyip durdum. Karşı tarafın da kendilerince çok geçerli bir motivasyonu olduğu en başından beri sezdiriliyor ama insanlığın kurtuluşundan daha önemli bu motivasyon ne olabilir hayal edemiyorum. Ne kadar çok şey açıklanırsa açıklasın kafa karışıklığından başka hiçbir şeye yaramıyor. Yeni şeyler öğrendikçe gizem azalacağına artıyor, çok zevkli, yedikçe bitmeyen çikolata gibi! En başından beri merak edilen sorunun cevabı öyle pattadanak verildi ki mal mal sayfaya bakmaktan başka bir şey yapamadım, birazdan şaka olduğunu söyleyecekler diye bekledim. Sevilen karakterlerin ölmesi acı bir şey ama sevilen karakterlerin en başından beri seri katil ve insanlığın düşmanı olduğunu öğrenmek bambaşka bir acıymış. İyiyle kötü o kadar birbirine girdi ki, bizimkiler haklı tarafta mı, ondan bile emin olamıyorum artık. Mangakanın 20 ciltte hikayeyi tamamlamayı planladığı konuşuluyor. İlk duyduğumda “hayır, çok erken, yazık bu hikayeye” diye düşünmüştüm.  Bu dar bölgeden çıkıp bütün dünyayı keşfe gideceğimizi hayal ediyordum. 20 cilt demek yarısından fazlasını anlattım zaten demek. Ama mangakanın bu kararının bende çok büyük saygı uyandırdığını da söylemeliyim. Çok beğenilmiş ve daha çok uzatılabilinecek bir mangayı derli toplu bir şekilde bitirmek istemesini saygıyla karşılıyorum. Zaten mangayı önce Shounen Jump’a götürdüğünü ama Shounen Jump tarzını biraz değiştirmesini (muhtemelen insanları sinek gibi öldürmemesini filan) isteyince reddedip başka dergiye gittiğini öğrendiğimde de saygı duydum. Shounen Jump’a hayır demek kolay değildir herhalde ama Allah korumuş.

shingeki no kyojinMangayı baştan okumak animenin, hikayeyi ağırdan almasına rağmen ne kadar başarılı olduğunu anlamamı sağladı. Hajime Isayama umut vaat eden bir mangaka olabilir ama henüz deneyimsiz, bu onun ilk uzun mangası. Hikayenin güzelliğine rağmen manganın ilk ciltlerinden bu deneyimsizlik çok göze batıyor, hikayeye öyle bir dalıyor ki karakterleri tanıma şansımız olmuyor. Animede karakterleri tanıdığımız eğitim kısmını daha erken bir bölüme almakla çok akllıca bir iş yapmışlar. Mangayı okumak yerine animeyi izlediğim için çok memnunum. Sadece keşke bölüm sayısını daha az belirleyip hikayeyi süründürmeden anlatsalardı ya da ben bütün bölümlerin çıkmasını bekleyip hepsini bir kerede izleseydim, böylece “bir hafta bekledim ama hiçbir şey anlatmadınız, şerefsizler!” hissinden kurtulurdum. Ama yine de çan sesleri, aksiyon sahneleri, müzikleri, gaz açılışları havalı üniformalarıyla çok keyifli animeydi.  Bütçenin göz dolduran bol aksiyonlu bölümler için ayırılması ve durağan bölümlerin biraz savsaklanmasında hiç bir sakınca görmüyorum. Aksi halde o kadar güzel bölümler de izleyemeyecektik. 3 boyutlu manevra aleti sahnelerini bu kadar gösterişli yapmayabilirlerdi ama iyi ki yapmışlar, tumblr’da giflerini paylaşa paylaşa bir hal olduk. Bütçe sıkıntısından ötürü ortayan çıkan komik görüntüler beni de eğlendiriyor ama bunlara bakıp bu serinin animasyonu kötü diyenlere sadece gözlerimi devirmekle yetiniyorum. Havada fıtı fıtı dönen askerler ve ormanda koşan titan’ın hareketleri sizi heyecanlandırmadıysa diyecek lafım yok.  Benim için animenin asıl eleştirilecek yanı hikayeyi uzatmaya çalışırken cılkını çıkarmalarıdır.shingeki-no-kyojin-full-1489916

Animenin çizimleri böyleyken manganın çizimleri nasıl? İşte iyi ki animeyi izlemişim dedirten şeylerden biri de bu oldu. Mangaka’nın çizimlerinde çok büyük bir potansiyel var gibi geliyor bana. İlerde eminim harika bir şeye dönüşecek ama henüz maalesef ki o seviyede değil. Çizimler çok fazla karalama halinde, çoğu zaman manganın bitmiş haline değil taslağına bakıyormuş gibi hissediyorum. Orantılı vücutlar çizme konusunda da biraz sorunu var; ama ziyanı yok muhteşem çizimlere sahip mangakaların hepsi bu yollardan geçti. Açın bakın Slam Dunk’n ilk ciltlerine, Gantz’ın, Naruto’nun, Monster’ın ilk ciltlerine, sonra da bu mangakaların şimdiki çizimlerine bakın. Attack on Titan’ın da aynı gelişmeyi göstereceği günleri heyecanla bekliyorum. Okurken ara sıra mangaka tarzını oturttuğunda çizimlerinin neye benzeyeceğini hayal etmeye çalıştım: bence biraz Vinland Saga’ya benzeyecek. Şu anki çizimlere de asla kötü diyemem, hareket çizme konusunda çok başarılı, bir de çok güzel deli gözü çiziyor. Karakterlerine o kadar güzel deli deli baktırıyor ki o bakış her şeyi anlatıyor.

attack on titan leviGeçenlerde Gantz’ın mangasını bitiriken “Vahşetin ve umutsuzluğun sayfalardan taştığı, orman kanunlarının işlediği ama kadınların da bu sırada aşağılanmadığı bir manga çizmek çok mu zor?” demiştim. Vahşet seviyesi Gantz’ın yanından bile geçmez ama sanırım o manga Attack on Titan gibi bir şey olabilir. Şok edici hikayeye kendinizi kaptırdığınız için gözünüzden kaçmış olabilir ama Attack on Titan’ı şöyle ufaktan bir feminist medya eleştirisine tabi tutarsak sınıfı geçiyor. Kadın-erkek dağılımı hiç fena değil ve kadın karakterlerle erkek karakterler arasında nitelik olarak bir fark yok, yani kadınlar oraya gözümüze güzel görünsün diye koyulmuş değil. Çok sayıda güçlü, ilginç, önemli ve kendine özgü kadın karakter içeriyor. Bütün karakterlerin tip ve fiziksel yapı olarak farklılık göstermesi zaten hoşuma giden bir şey, bütün kadınların bebek yüzlü olması için kasmamış olması, düşük gözlü, kemerli burunlu kadın çizmekten hiç çekinmemesi, üstelik bunların da son derece karizmatik kadınlar olması daha da güzel. Ayrıca fantezi unsuru olmayan bir lezbiyen çift (yada potansiyel lezbiyen çift) içeriyor olması da artı puan.Attack-on-Titan-Mikasa-3D-maneuver-gear

Kadın karakterler içinde en çok Hanji’yi seviyorum. İlk başta egzantirik bir titan otakusu olarak tanıyıp sevmiştim ama mangada ilerleyinde aynı zamanda aklı başında bir lider olduğunu gördüm. Animenin final bölümünde Hanji’ye mangada olmayan bir sahne verildiği için de çok mutluyum. Yalnız orduda “cam tavan” var galiba çünkü Hanji’den daha yüksek rütbeli kadın gördüğümü hatırlamıyorum. Favorim Hanji desem de aslında Mikasa hakkında konuşulmayı daha çok hakeden bir karakter. Eren tipik bir shounen başkarakteri ve başkarakterin çevresinde ona karşı romantik hisler besleyen bir çocukluk arkadaşı olması da çok sıradan, ifadesiz anime kızları da çok sıradan ama bunlara rağmen Mikasa çok sıradışı bir karakter. Ortamdaki en güçlü karakterlerden biri, bütün çekiciliğine ve muhtemelen erkek okurların görmek isteyecek olmasına rağmen ucuz fan service’e kurban edilmiyor. Çok belirgin karın kaslarıyla çiziliyor olması da üzerinde durulması gereken bir ayrıntı. İlk bakışta ifadesiz, duygusuz bir karakter izlenimi çizse de aslında tam olarak öyle değil, Eren’le ilgili konularda çok sinirleniyor. Animede izlediğim bölümleri mangada tekrar okuduğumda fark ettim ki Eren yüzünden Annie’ye karşı müthiş bir nefret ve kıskançlık besliyor. Yandere bir tarafı var gibi ve “overly attached girlfriend” kalıbının aşağılayıcı değil son derece karizmatik olabileceğini de gösterdi bence. Ormanda “Eren’i geri veeer!” diye bağırıp uçması çok şirindi. Eren’i Mikasa’dan çalmaya kalkanın vay haline!

04
Aug
13

Yotsuba ve…

coverİnsanı bu kadar mutlu eden, rahatlatan, kafasını boşaltan başka bir manga bilmiyorum. Her bölümün başındaki “bugün her zamanki gibi en eğlenceli gün” yazısı bu manganın konusunu en iyi açıklayan cümle. Başka da bir konusu yok, bu manga sürekli eğlenen, Yotsuba (dört yaprak) isimli, dört yapraklı yoncayı andıran yeşil saçları olan tuhaf bir kız çocuğuyla ilgili. Küçük bir kızın babası, komşuları ve arkadaşlarından ibaret hayatı ne kadar okumaya değer olabilir ki? İlk başta ben de böyle bir şeyler düşünmüştüm ama okumadan bilemezsiniz. Bu manganın neden ve nasıl bu kadar güzel olabildiğini çözebilmiş değilim bu yüzden anlatabilmemin imkanı yok. Tek söyleyebileceğim, size garanti veriyorum pek çok sayfayı suratınızda bir mutluluk ifadesi ve parlayan gözlerle geçeceksiniz. Yotsuba’nın komik tepkileri ve hayata karşı bitmez tükenmez hayreti ve ilgisi bu mangayı bu kadar sevilesi yapan en önemli şey. Ama ben bunun dışında mangadaki yetişkin karakterlerin mütevazi ve stressiz hayatlarının da okuyucu üstünde sakinleştirici, gevşetici bir etkisi olduğunu düşünüyorum. yotsubato-1217961

Yotsuba’nın her tepkisi ilginç ve sevimli ama ben en çok Yotsuba ağladığından gülüyorum. Kulağa sadistçe gelebilir ama çok komik oluyor ya. Babası da herhalde bu yüzden Yotsuba’yı kızdırmak ve üzmek konusunda hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Öte yandan komşu kızların Yotsuba üzülmesin, hayalleri yıkılmasın diye paniğe kapıldığı yerler ayrı bir komedi. Yotsuba’nın dışında diğer karakterler ve birbirleriyle ilişkileri de çok hoşuma gidiyor. Şu sıralar en çok merakla beklediğim şey Jumbo ve Tiger’ın tanışması. Eğer karıştırıyorsam düzeltin ama sanırım Jumbo ve Tiger henüz tanışma fırsatı bulamadı ve Jumbo birkaç defa Yotsuba’ya Tiger’ın kim olduğunu, fotoğraflarda hangisi olduğunu sordu. Fakat tüm fotoğrafları Tiger çektiği için, hiçbirinde görünmüyor. Jumbo muhtemelen Tiger’ın erkek olduğunu varsayıyor. Tanışırlarsa burdan romantik bir hikaye doğabilir mi? İkisi de biraz tuhaf ve kazma olduğu için komik olabilirdi.mediumAnimePaperscans_Yotsubato_mac

Yotsubato’nun çizeri Azuma Kiyohiko öncelikle Azumanga Daioh ile tanınan bir mangaka. Azumanga Daioh günümüzde liseli kızların sevimliliklerini anlatan pek çok moe animesinin atalarından sayılabilinecek bir seri. Azumanga’nın animesini ilk izlediğimde “moe nedir? ve neden kötü kabul edilir?” gibi sorular üzerine epey kafa yormuştum. Sevimli liseli kızların günlük yaşamlarındaki komiklikleri izlemek neden zevksizlik olarak kabul edilsin ki? Düşününce Azuma Kiyohiko’nun Azumanga’da yaptığı şeyle Yotsubato’da yaptığı şey arasında pek bir fark yok: farklı yaş gruplarından sevimli kızların ve hatta bir kaç tane (benim son derece sevimli bulduğum) yetişkin erkeğin günlük yaşamlarını okuyoruz. Neden liseli kızların hayatına odaklarınca “ıyy moe!” olan şey daha geniş bir yaş ve cinsiyet grubundan karakterlere uygulanınca saygın bir manga oluyor? Sonuç olarak karar verdim ki, moe kötü değildir, kötü olan ticari başarıyı garantilemek için zaten tuttuğu bilinen bir formülü tekrar tekrar kullanan, artık sevimli hiçbir tarafı kalmamış yapmacık bir sevimliliği pazarlamak için kasan animelerdir. Bir de kaliteli anime izleyicisi olduğunu kanıtlayabilmek için moe klasmanına yaklaşan her şeyi peşin peşin yerin dibine sokmaya çalışan samimiyetsiz anime izleyicisi kötüdür, bunlardan uzak durmaya çalışıyorum.

19
Aug
12

Litchi Hikari Club Seven Herkesle Anlaşabilirim Sanırım

Bu tuhaf mangayı okuyan, seven başka kimseyle karşılaşma imkanım olmadığı için Litchi Hikari Club hayranlarının güzel insanlar olduğunu hayal ediyorum. Çünkü bu mangayı sevmek için yaoi ve gore sevmek, Japonya’nın 30’lu-40’lı yıllarındaki radikalizmde estetik bir tat bulmak ve bunların biraraya gelişindeki karanlık güzelliği takdir etmek gerekiyor. Zera’nın ince, koyu dudakları, beyaz yüzü, çekik gözleri, siyah yıldızlı eldivenleri ve çarpık ruhundaki güzelliği görenler, ses edin de yalnız olmadığımı bileyim. İçimden bir ses Yukio Mishima bu mangayı severdi diyor.

Litchi Hikari Club’ı ilk okumaya başladığımda internette ilk birkaç bölümden sonrasının İngilizcesini bulmak mümkün değildi, çevirisi çok uzun zaman önce yarım bırakılmıştı. Kısacık, tek ciltlik manganın devamını bir türlü okuyamıyordum. Üstelik manga ve çizeri hakkında pek fazla bilgi de bulamıyordum, çok gizemliydi. Tamamını okumam çok sonraya kısmet oldu. Şimdi düşündüm de mangaya olan sevgimin bir kısmı bu ulaşamamazlıktan da kaynaklanıyor olabilir.

Litchi Hikari Kulübü, terkedilmiş bir depo ya da fabrika gibi bir yerde toplanan bir grup ortaokul öğrencisinin oluşturduğu faşist esintiler taşıyan bir topluluktur. Dışardan görünüşlerini anlatmak için kullanılabilinecek en iyi terim faşist ama ne milliyetçilikle ne siyasetle bir alakaları var. Karizmatik liderleri Zera’nın mutlak etkisi altında görünen bu oğlanlar yetişkin bedenini yozlaşma ve çirkinlikle özdeşleştirmişler ve büyümeyi reddetmekteler. Ergenliğin eşiğinde olmaları da olayı daha heyecanlı bir hale getiriyor. Öğretmenlerinden birini katletmek, üyelerinden birinin gözünü çıkarmak, içinde uyutucu ilaç olan kedi maskeleriyle genç kızları kaçırmak ve bir robot inşa etmek gibi anlaşılmaz ama kendilerince bir mantığı olan işler yapan grupta Zera’nın aşırılıkları nedeniyle çatlaklar başlıyor ve felakete sürükleniyorlar.

Bu manga’nın devamı olan Bokura no Hikari Club olayların bu noktaya nasıl geldiğini daha gerçekçi bir tarzda anlatıyor. Bence bu çok büyük bir risk, gerçekçi açıklamalar Litchi Hikari Club’ın yarattığı büyüyü bozabilirdi ama öyle olmamış. Üyelerin masum çocuklar oldukları andan, hatta Zera’nın küçük robotlar yapan ezik bir çocuk olduğu andan alarak Hikari Club’ın evrimi çok güzel anlatılmış. Bokura no Hikari’yi Litchi Hikari’den daha çok sevdiğimi bile söyleyebilirim. Sanırım Niko’nun göz çıkarma bölümü manganın tavan yaptığı noktaydı. Bokura no Hikari’de görüldüğü kadarıyla dönüm noktası en başından beri egzantiriğin önde gideni olan Jaibo’nun gruba alınması olmuş. Sanırım Jaibo gördüğüm en mükemmel ve en gerçekçi yandere karakter.

Ben Litchi Hikari’nin sonradan tiyatroya uyarlanmış orjinal bir manga olduğunu sanıyordum ama belli ki zamanında internette bulduğum bilgi kırıntıları da yanlışmış. TVtropes sayfasında tam tersi olduğu yazıyor. Bu bana daha mantıklı geldi, karakterlerin neden sahnedeymiş gibi davrandıklarını açıklıyor. Şimdiyse mangadan yola çıkılarak yeniden sahneye uyarlanıyormuş. Kapıda bir de anime uyarlaması var ki bu konuda karışık hisler içerisindeyim. Bu mangayı TV’de yayınlanacak bir hale getirmeye çalışmak, kırpıp katletmek anlamına gelebilir bu yüzden OVA olarak çıkmasını istiyorum ve MAL’da resmini koydukları o “şey”e benzememesini! Eğer sırf animesi geliyor diye meraktan okuyacaksanız bu mangayı okumanızı tavsiye etmiyorum, bence sevmeyeceksiniz ve yazık olacak güzelim mangaya.

Yazımı Litchi Hikari Club’dan esinlenmiş bir müzik videosu ile bitireyim. Bu video’da en çok hoşuma giden şey kızın tahtta oturuş şeklinin, bacaklarının, ellerinin, başının eğikliğinin mangadakiyle birebir aynı olması. Bir de mangada yaşlarından çok daha  büyük görünen çocukları, olması gerektikleri yaşta görmek çok ilginç, hatta rahatsız edici.

18
Jul
12

Slam Dunk Manga Üzerine Kısa Bir Şeyler

Slam Dunk’ın animesini ne kadar çok sevdiğimi biliyorsunuz. Şimdi mangasını da bitirdim ve Slam Dunk sevgim katlanarak attı. Her zaman yapmaktan kaçındığım gibi yine konuyu özet geçmek ve çok bilmiş, kasıntı eleştiriler yapmak yoluna girmeyeceğim ve siz yine aşka gelmiş hayranın manga hakkındaki duygularını okuyacaksınız.

Öncelikle paylaşmak istediğim şey son maçın sonlarına doğru gözlerimin dolduğudur. Tam enerjisini çoktan tüketmiş olan Mitsui’nin attığı 3lükten sonra, Mitsui ve Sakuragi’nin arkadaşları “Nerden buluyorlar bu gücü?” diye ağlamaya başladıklarında, ben de ağlamaklı oldum. İnoue Takehiko’nun yüz ifadesi çizme konusundaki yeteneğine çok büyük bir hayranlık duyuyorum. Yüz ifadelerini bu kadar güzel çizdiği için zaten her seferinde karakterlerin duyguları olduğu gibi bana geçiyor ve mangaya daha fazla kapılıp gitmemi sağlıyordu. Sakuragi’nin yakın plandan, ustalıkla çizilmiş sinsi sırıtışını görünce sırıtmadan durabilen Slam Dunk okuru var mı merak ediyorum. Bence abartılı yüz ifadelerinin chibi ile geçiştirilmesi biraz mangakaların tembelliğinden (kimilerinin de, pek çok shoujo mangasında olduğu gibi, yeteneksizliğinden) kaynaklanıyor. Ama İnoue Takehiko komik yüz ifadelerini ayrıntılı ve gerçekçi bir şekilde çizebiliyor (onun da bazen geçiştirdiği oluyor tabii). Örneğn son maçta Ryota’nın Sakuragi’ye “işaret” olarak yaptığı surat çok başarılıydı. “Ben sana işaret vereceğim” dediğinde nasıl bir işaret verecek acaba diye düşünmüştüm ama böyle bir şey beklemiyordum. Ryota’nın suratını gören Sakuragi’nin de elinde olmadan suratını aynı şekle sokması ve planları başarıya ulaşınca ikilinin ağızlarını balık gibi açmaları en çok güldüğüm kısımlardan biri oldu. Bir mangakanın hiçbir şey yazmadan sadece yüz ifadeleriyle güldürebiliyor olması müthiş bir şey, ama İnoue Sensei güldürmek bir yana tek bir konuşma balonu bile kullanmadan sadece çizimleriyle bir maçı anlatabileceğini de  pek çok yerde gösteriyor. Maçın en kritik kısmında tek harf kullanmadan sadece karakterlerin bakışlarıyla ne düşündüklerini anlatabiliyor ve böyle yaptığında bende maçı ağır çekimde (hatta arkaplanda bir kalp atış sesiyle) izliyormuşum hissi uyanıyor. Bu sessiz bölümler mangakanın aşırı az konuşma içeren şaheseri Vagabond’un da öncülü sayılabilir.

Çizimlerini çok övdüm ama Slam Dunk’ın çizimleri baştan sona bu kadar iyi değil. Hatta ilk bölümlerde kötü bile diyebilirim. Bu mangakalar hangi ara kendilerini bu kadar geliştiriyorlar anlamıyorum. Slam Dunk’ın ilk bölümünden bir kare ile son bölümünden bir kareyi yanyana getirip bakmak epey ilginç oluyor. Aynı çizim gelişmesini pek çok büyük mangada gördüm. Pek çok yetenekli mangaka ilerleyen yıllarda gerçek potansiyelini ortaya çıkarıyor ama yorucu ve acımasız manga sektörü gençleri tercih ediyormuş, çok yazık.

Gelelim Rukawa meselesine. Rukawa’yı sevmeyenleri sevmiyorum ve onların muhtemelen gerçek hayatta kendi halinde, başarılı ama başkalarına kendini sevdirmek gibi bir niyeti olmayan insanların arkasından kıskançlıkla konuşan kompleksli insanlar olduğuna inanıyorum (tamam abarttım). Shohoku takımının her üyesini ayrı ayrı seviyorum ama Rukawa, Sakuragi’den sonra en sevdiğim karakterdir. Uyku ve basketbol dışında hiçbir ilgi alanı olmayan bir karaktere nasıl bu kadar çok sayıda insan gıcık oluyor anlamıyorum. Belki de animede çok fazla aptal, fanatik kız hayranı olması nedeniyle insanlar “o kızların sevdiğini ben sevmem” diye düşünüyorlardır. Mangada Rukawa’nın kız hayranları o kadar çok ön plana çıkmıyor gibi geldi bana ve mangayı sonuna kadar okuyanların Rukawa’dan kolay kolay nefret edebileceğini sanmıyorum.  Köyünü terkeden terörist ninja olsa neyse… İnsanlar o kadar sorun yaratmasına rağmen Mitsui’ye bile bu kadar gıcık olmuyorlar ama pek çok durumda takımı sırtlayıp taşıyan, sivri laflarıyla takım arkadaşlarını gaza getiren Rukawa… Neyse işte anlamıyorum ve anlamak istemiyorum bu insanları.

06
Feb
12

Evli ve Otaku: Spotted Flower

Genshiken konusundaki takıntımı pek çok kişi biliyordur. Bir süredir Genshiken’i yaratan Kio Shimoku’nun, yeni evli bir otaku ile onun hamile ve gayri-otaku karısını anlatan Spotted Flower isimli mangası hakkında yazmak istiyordum. Aslında epey süre önce ayda bir gelen ve her karesine taptığım genshiken bölümleri artık kesmediği için aynı mangakanın başka serilerini aramış ve Spotted Flower’ı öyle keşfetmiştim. Henüz tek bir bölümünün çıkmış olmasına rağmen beni epey heveslendirmişti. Hem kendi yaşıma yakın karakterleri okuyup izlemekten daha çok hoşlanıyorum hem de Kio Sensei’nin tarzının hastasıyım. Üstelik Spotted Flower’daki çiftin sanki Genshiken karakterlerinin sonraki hayatlarının neye benzeyeceğini gösteriyor gibi olması da mangayı ilgi çekici kılıyor. Bu yeni evli çift sanki Madarame ile Saki’nin evlenmiş hali gibi. Tamam, adam Madareme kadar uçlarda bir otaku değil ve kadın da Saki kadar anti-otaku ve sert bir karakter değil ama yine de, ilk bölümde kadının daha önce kocasının başka bir otaku arkadaşıyla sevgili olduğunu söylemesi tesadüf müydü yoksa bilinçli yapılmış bir Genshiken göndermesi miydi karar veremiyorum. Sanırım karakterlerin isimleri mangada hiç geçmedi. Ve de manganın My Anime List sayfası ya bir hataya ya da kötü bir espriye kurban gitmiş, karakterler Kasukabe Saki ve Madarame Harunobu olarak belirtilmiş.  Manganın ilk bölümünün ardından aylarca yeni bölümünün çevrilmemesi hevesimi kursağımda bırakmıştı, sonra da yeni bölüm gelip gelmediğini kontrol etmeyi unuttum. Geçenlerde gelen bu mangayla ilgili bir formspring sorusu üzerine fark ettim ki tam 4 yeni bölüm gelmiş. Çok kısa bölümler ama benim için hazine değerinde.

Çiftimiz çok şirin ama bence yeni evli bir çift için aşırı mesafeli ve gerginler. Özellikle erkek karakter çok çekingen hatta neredeyse kaçış halinde. Şimdilik karısını sevdiğine dair bir gösterge bile göremedim, daha çok karısı tarafından taciz ediliyormuş gibi:) Görücü usulü bir evlilik olsa belki olabilir diyeceğim bu kadar mesafe ve çekingenlik ama öyle bir durum da söz konusu değil. Belki Japon kültürüyle ilgilidir, bilmiyorum ama bana çok tuhaf geliyor ilişkileri.

Şimdiye kadar en çok güldüğüm kızın anneannesinden bebeklerine isim koymasını istedikleri bölüm oldu. İnatçı torununun kocasına bu konuda söz hakkı tanımadığından şüphelenen anneanne çaktırmadan damadın hoşuna gidecek bir isim listesi çıkartmaya çalışmış. Yaşlı kadının br anda popüler anime karakterlerinin isimlerini saymaya başlaması, olayı anlamayan kızın isimleri beğenmesi ve bu sırada adamın şok geçiriyor olması epey eğlenceliydi.

Çok az bölümü olsa da ve yeni bölümleri çok zor gelse de Spotted Flower’ın internette bulabileceğiniz 5 bölümünü okumak size en azından eğlenceli bir 15 dakika geçirtecektir.

20
Nov
11

Yengeç Gemisi

Bu seneki kitap fuarı benim için çok güzel geçti. Herkesin lanetler okuduğu yol bile bana çok tatlı geldi. Ayaklarım ve standları radar gibi tarayan gözlerim ağrıyana kadar gezdim ve uygun fiyata çok güzel kitaplar aldım. Bu senenin hasılatı şöyle: Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında-Murakami, Bilginin arkeolojisi-Foucault, Cinsiyet Belası-Butler, Şibumi-Trevian, Metis 2010 ajandası ve Yengeç Gemisi manga.

Pek hoş bir yayınevi olan Yordam Kitap biliyorsunuz ilginç bir şey yapıyor, Marxist mangalar yayımlıyor. Daha önce 2 cilt halinde çıkan Kapital mangaya dair bir yazı yazmıştım bu fuarda da Marxist edebiyatçı Takiji Kobayashi 1929 tarihli romanından uyarlanan Yengeç Gemisi’ni aldım. Populer mangalar bile Türkçe’de çok az sayıda ve yeni yeni yayımlanırken Yordam’ınki cidden tuhaf bir vaka. Örneğin bu Yengeç Gemisi o kadar kıyıda köşede kalmış bir manga ki İngilizce’ye bile çevrilmemiş hatta MyAnimeList’te kayıtlı bile değil. Nerden bulmuşlar? Bunu çevirip yayımlamak kimin aklına esmiş? Hayret.

çok güldüm^^

Bu mangayı epey beğendim, hatta Kapital’den daha çok beğendim, zaten çizimleri Kapital’den kat kat daha güzel. İlginç bir konusu var. Aslında, peki, tamam o kadar da ilginç değil. Nihayetinde işçi dayanışması, grev ve kapitalizm konusunda propaganda yapan kısacık bir manga ama bunu epey sevimli bir şekilde yapıyor. Sanırım benim asıl ilginç bulduğum yengeç gemilerinin işleyiş şekli. 4 ay boyunca kıyıdan uzakta yengeç avlıyor bu gemiler. İşçilerin çoğu mecbur oldukları için ve insanlık dışı şartlarda çalıştırılacaklarını bilmeden biniyorlar bu gemilere. Bir kere demir aldıktan sonra geri dönme, vazgeçme, işi bırakma ya da kaçma şansları yok, okyanusun ortasındalar. Köle gibi çalıştırılıyorlar, hatta bazıları ölüyor, korkunç cezalarla disiplin altında tutuluyorlar. Hiçbir çıkış yolu yokmuş gibi görünen bu cehennemi sonunda dayanışma ve grevle düzeltiyorlar. Fakat cahil Japon işçilerinin grev yapmayı öğrenme şekilleri epey komik. Bir grup işçinin teknesi fırtınada kayboluyor, kârdan başka bir şey düşünmeyen anagemi de onları bırakıp gidiyor. İşçiler bir Sovyet gemisi tarafından kurtarılıyorlar ve pek güzel ağırlanıyorlar. Bu sırada çat pat Japonca bilen Asyalı bir Sovyet vatandaşı kendilerine sınıf mücadelesinin inceliklerini -pek hoş bir şekilde- anlatıyor. Sonra da bizim işçiler aydınlanmış ve mücadeleye hazır bir şekilde Japon yengeç gemisine geri dönüyorlar.

Sonuç olarak Yengeç Gemisini severek okudum ve Yordam’ın bu tür mangalar çıkarmaya devam etmesini diliyorum.




Arşiv (adeta bir zaman tüneli)

yazı kategorileri

Yeni yazılardan haberdar olmak için mail adresini gir.

Join 282 other followers

blog istatistikleri

  • 522,589 tıklama
Personal Blogs - BlogCatalog Blog Directory

şu sıralar okuduğum

RSS icten’s Recently Watched Anime from MyAnimeList.net

RSS icten’s Recently Read Manga from MyAnimeList.net


%d bloggers like this: