Posts Tagged ‘anime

06
Oct
14

Aylık Shoujo Mangakası Nozaki-kun

tumblr_nb3e3icMJt1ri0rigo2_4004 koma, yani bizde gazete köşelerinde çıkan çizgi dizilere benzeyen, 4 panelde bir hikaye ya da espriyi tamamlayan mangaların animeye uyarlanması çetrefilli bir iş sanırım. Akıcı bir şekilde animeye yansıtıldığında çok keyifli, dinlendirici, çıtır çerez animeler oluyorlar; ama zaman zaman, kesik kesik ve ağır giden kısımlar illaki oluyor. İşte o zaman espri yaptıktan sonra gergin bir şekilde gülecek miyiz diye bekleyen bir insana benziyorlar. Bilemiyorum belki de pek bir çetrefili yoktur, Azumanga ve Hetalia örneklerinde olduğu gibi ne kadar akıcılıktan uzak bir şekilde animeye aktarılmış olsalar da sevgiyle anılan, ciddi hayran kitlesi olan seriler olabiliyorlar ve genelde maliyetleri de pek yüksek değil gibi görünüyor. Ama izleyici açısından hep bir sıkıntı var, hikayeyi ne kadar beğensek de hep bir “hmm 4 koma’dan uyarlanmış galiba” dedirten bir yönleri var. …Hmm yazık keşke aslı 4 koma olmasaymış…Gekkan Shoujo Nozaki-kun

Gekkan Shoujo Nozaki-kun kesinlikle akıcılık sorunu olmayan bir uyarlama hatta bu konuda en iyi örneklerden birini oluşturuyor olabilir. Ama yine de “keşke aslı normal bir manga olsaymış” dedirtti bana. Çünkü fikir çok iyi, karakterler (çiftler de diyebiliriz) harika. Keşke 4 karede bir espriyi toparlama baskısı altında olmasa, keşke derinleşebilse, keşke romantik komedinin dibine vurabilsek çünkü inanılmaz bir potansiyel var. Bu seri ile ilgili beni üzen şey kötü olması değil, kendi türü için fazla iyi olması, bu birbirinden sevimli ve ilginç karakterler arası etkileşimleri daha derinlemesine okuyabilmek için can atıyor olmam.

nozaki-kunŞu karakterlere biraz yakından bakalım: Seriye ismini veren Nozaki-kun sınıfın uzun boylu, keskin bakışlı, ciddi, karizmatik yakışıklısı, fakat imajına hiç uymayan bir uğraşı var: aylık shoujo manga dergisinde çiziyor. Moe bir erkek karakter yaratmanın altın kuralı: her açıdan mükemmel ve ulaşılmaz görünen bir karakter oluştur ve ona saçma sapan bir yumuşak yön ver. Komik olan Nozaki’nin çok iyi bir shoujo mangakası, etrafındaki her şeyi shoujo mangasına uyarlamaya çalışan bir işkolik ve kağıt üstünde romantizmin kitabını yazan (ya da mangasını çizen) birisi olmasına rağmen gerçek hayatta ve kendisiyle ilgili olunca bu meselelere asla kafası basmayan tam bir odun, kalas hatta kereste olması. Esas kızımız Sakura’ysa tuhaf bir şekilde 90’lar shoujo mangalarından fırlamış gibi. Baş kadın karaktere bu kadar eski moda bir saç stili verilmesini ilginç buldum. Kendi shoujo hikayesinin kahramanı olmak için her şeye sahip olan Sakura çok hoşlandığı Nozaki’ye onun asistanlığını yapacak kadar yakınlaşabiliyor fakat normal bir shoujo, josei ya da yaoi’de mükemmel aşk hikayesi çıkabilecek bu durumdan bir 4 koma komedi serisinde sadece bol bol espri ve dumur olma durumları çıkıyor. Tamam komik ama her şeyin direkten dönmesi bir süre sonra acı vermeye başlıyor. Özellikle finaldeki havai fişek sahnesi insanı çıldırtacak cinstendi.gekkan shoujo nozaki-kun (2)

Nozaki ve Sakura dışında da iki enteresan çift var. Bunlardan ilki kendisi de kadın olmasına rağmen androjin görüntüsü ve prensvari tavırlarıyla genç kızların sevgilisi olan Kashima ve onu prens rollerinde oynatan üst sınıf öğrencisi ve tiyatro kulübünün başkanı Hori. Kashima’nın Hori’ye karşı gizleme ihtiyacı duymadığı bir hayranlığı, Hori’nin takdirini kazanma çabası var. Fakat kalın kafalılığı nedeniyle Hori’yi biraz yoruyor. Kashima Hori’ye aşık olduğunun farkında mı yoksa bunu sempaisine karşı doğal bir hayranlık olarak mı görüyor tam anlayamadım. Bir diğer aşırı yetenekli fakat kalın kafalı ve tomboy kadın karakter de Seo. Spordaki üstün yetenekleri, hırslı ve sert kişiliğiyle okuldaki bütün spor kulüplerinin antremanlarına yardımcı olarak katılmakta ve zavallı öğrencileri epey hırpalamakta. Seo’nun sert kişiliğinden en çok nasibini alan da basketbol kulübünden alt sınıf öğrencisi Wakamatsu. Seo nedense Wakamatsu’ya karşı özel bir ilgi duymakta. Wakamatsu ise Seo’nun kendisine yönelik ilgisini ve kendisini bir yerlere davet etmesini nefret, zorbalık ve meydan okuma olarak yorumlamakta. Seo’nun kendisini soktuğu stres nedeniyle uykusuzluk sorunu çeken Wakamatsu müzik kulübünde şarkı söyleyen Lorelai’ın sesiyle huzur bulup uyuyabilmekte fakat hayranı olduğu Lorelai’ın Seo’nun ta kendisi olduğundan haberi yok. Bu ayrıntı çok hoşuma gidiyor Wakamatsu’yu strese sokan da sinirlerini yatıştıran da yine Seo.

tumblr_inline_nauinyOS4W1s3dkt7Bir de Nozaki’nin yakın arkadaşı ve mangasının baş karakterine ilham veren Mikorin var. Mikorin de çok ilginç ve tezatlar içeren bir karakter. Kızlar arasında popüler ve ilgiye, övgüye bayılan biri olmasına rağmen aynı zamanda çok kolay utanıyor ve yine de söyler söylemez utanıp pişman olacağı çapkın replikler fırlatmaktan kendini alamıyor. Bir shoujo mangasının esas oğlanına yakışacak repliklerine karşın Nozaki’nin Mikorin’i mangasının esas kızı olarak çiziyor olması da başka bir tezatlık. Zaten sanırım Nozaki’nin mangasına genelde kadınlar erkek karakter, erkekler kadın karakter olarak yansıyor. Bu seriyi sevmemin nedenlerinden biri de zaten cinsiyet rollerini çatırdatan bir tarafı olması.

Gekkan Shoujo Nozaki-kun gerçekten çok komik ve çok sevimli. Bu konuda komedi serilerinden çok fazla şey beklememek gerektiğini biliyorum ama yine de çizimleri bir miktar daha özenli olabilirmiş diyorum. Özellikle ilk bölümlerde Nozaki ve Mikorin’in suratları çok boş gözleri çok yukarda görünüyordu bana, ilerleyen bölümlerde ya düzelttiler ya gözüm alıştı, bilmiyorum. Onun dışında gönül rahatlığıyla tavsiye edeceğim bir minik seri.

31
Jul
14

Yaoiler ve Tecavüz Kültürü

Yaoi seven bir insan olarak bugüne kadar hep yaoilerle ilgili olumlu şeyler yazdım ama artık yaoilerle ilgili çoğu fujoshinin pekala farkında olduğu ama umursamamaya çalıştığı sorunları eleştirme vakti geldi. Yaoiler bazen ciddi ölçüde cinsel şiddet içerebiliyor. Özellikle son yıllarda dizi, film ya da kitaplardaki erkek karakterleri shiplemenin Batılı kadın geekler arasında çok popüler hale gelmesiyle bu alandaki cinsiyetçilik ve şiddet iyice görünür olmaya başladı. Artık bunu görmek için internetin derinliklerinden bir yaoi manga ya da fan fiction bulup okumanıza bile gerek yok, sevdiğiniz kurgu karakterleri istismarcı bir ilişki içinde resmeden birileri siz istemeseniz de tumblr anasayfanıza düşüverecektir.

Yaoi alt türü cinsiyetçi erkeklerin hakaret ve eleştiri bombardımanı altında olduğu için mi bu türe karşı bu kadar sahiplenici ve savunmacıyız, yoksa kadınlar tarafından kadınlar için üretilen bir tür olarak kabul edildiği için mi toz kondurmak istemiyoruz bilmiyorum ama yaoilerin tecavüz kültürüne katkıda bulunması sorununa olması gerektiği kadar çok eğilinmiyor. (en azından ben yakın zamana kadar hiç rastlamıyordum böyle tartışmalara) Öncelikle tecavüz kültürü nedir? Tecavüz kültürü tecavüz oranlarının çok yüksek olmasının sorumlusudur. Tecavüz kültüründe tecavüz normalleştirilir, kurban suçlanır, tecavüzün bazen hak edildiğine inanılır, hatta düpedüz tecavüz olan davranışların tecavüz olmadığı, kurbanların iftiracı olduğu iddia edilir, tecavüzcü temize çıkarılır. Şakalar, fıkralar, cinsiyetçi espriler aracılığıyla tecavüz bir güç göstergesi gibi sunulur, tecavüzcünün güçlü, kurbanınsa aşağılanmış ve gülünecek halde olduğu inancı yaygınlaştırılır. Bu yüzden kurbanlar kendilerini suçlar ve insanların kendilerine inanmayacakları ya da aşağılayacakları korkusuyla seslerini çıkaramazlar. Tecavüz kültürünün unsurlarından biri “hayır aslında evettir” anlayışıdır ve bu maalesef ki yaoilerde sıkça kullanılıyor.

En sevdiğim yaoi mangalara bakarsak bu konuda benim de epey suçlu olduğum ortaya çıkar. Eleştirdiğim her şey bu mangalarda var ama bu sorunlu noktalar olmasaydı bu mangaları daha çok severdim. Eminim çoğunuz da bu mangaları okurken bazı noktalarda biraz rahatsız olmuş ama benim gibi çok da üstünde durmamayı seçmişsinizdir. Normalde uke yerine bir kadın karakter olsa kabul edilemez, cinsiyetçi ve istismarcı bulacağımız şeyleri sırf erkekler arasında geçtiği için kendimizden soyutluyor ve kabul edilebilir buluyoruz. Yaoi’nin çıkış noktasının erkeklerden öc alma isteği olduğu yönünde spekülasyonlar var. Bu ne kadar doğru bilmiyorum ama ben son zamanlarda yaoi severlerde erkekler gibi olma isteği görüyorum, sevdikleri karakterlerden söz ederlerken erkeksi bir dil kullanıyorlar. *Nerde o eski fangirller?* Yaoi fangirlleriyle ilgili en sevdiğim şeylerden biri sevdikleri karakterlerden çok sevecen bir dille bahsetmeleri her ayrıntıyı yüceltmeleridir. Ama son zamanlarda yaoiye bakışları erkeklerin yuriye bakışlarından çok farklı olmayan kadınlar görüyorum ve bu pek hoşuma gitmiyor. Kadınların cinselliklerini ve fantezilerini ifade etmeleri için alternatif bir alan yaratan yaoinin giderek sıradan porno kültürünün etkisi altında kalacağından korkmaya başladım.

Yaoi’deki sorunlar konusunda aslında benim de kafam net değil bu yüzden yaoi ile ilgili kafamdaki soruların bir dökümünü yapmak istiyorum. Kafası net olan biri varsa belki beni de aydınlatır.

SORU: Yaoi tecavüz kültürünü yeniden mi üretiyor yoksa bu şekilde eleştirmek kadınları (ve gayleri) zararsız fantezi dünyaları nedeniyle haksız yere suçlamak, kink shaming yapmak mı oluyor?

Yaoi bir hikayeyi heyecanlı hale getirmek için yazarlar iki karakter arasında bir direnç yaratma gereği hissediyorlar. İlk direnç -normal romantik hikayelerde de olduğu gibi- karakterlerin birbirine açılması olur. Buna ek olarak yaoilerde her zaman bir “ama ben eşcinsel değilim ki” direnci vardır. Bu dirençler aşıldıktan sonra hikayeyi heyecanlı tutmak için yeni dirençler gerekir ve bazen yazarlar yaratıcılıklarını kullanmak yerine ukeyi tam olarak rıza göstermediği ilişkilere sokarlar. Genellikle “hayır dedi ama tsundere olduğundan, yoksa o da istiyordu” şeklinde bir altmetin olur. Bazen de mangakalar sırf öyle istedikleri için gereksiz tecavüz sahneleri çizerler. Herhangi bir mediumda, birbirini sevdiği söylenen iki insanın rızaya dayanmayan cinsel ilişkisinin normal, hatta tutkulu bir birlikteliğin olmazsa olmaz parçası gibi gösterilmesinin çok sakıncalı olduğuna inanıyorum. Gerçek hayatta istismar içeren bir ilişki içerisinde olan pek çok insanın bunun farkına varamamasının ve bundan kurtulamamasının nedeninin medyadaki bu temsil olduğunu düşünüyorum. Öte yandan gerçek hayatta rızaya dayanan S&M bir ilişki ile rızaya dayanmayan bir cinsel ilişki arasındaki ayrım çok netken kurguda bu ayrım kayboluyor. Nihayetinde bu yaoi hikayeler yazarların ya da mangakaların S&M fantezileri değil mi? Zevkleri nedeniyle insanları kötülemek, suçlamak haksızlık olmuyor mu? Böyle de bir soru var ve cevabını bilmiyorum.

Her ne kadar bu konuda kafam net olmasa da bundan sonra okuduğum yaoilerde bu konuyu görmezden gelmemeye karar verdim. Eğer bundan sonra yaoi tavsiyesinde bulunursam da bu tür sorunlar içermeyen yaoileri tavsiye edeceğim.

not1: Yazıyı taslak olarak kaydetmek yerine dalgınlıkla yayınlamışım, bu yüzden blogu mail yoluyla takip edenlerin mail kutularına yazının taslak hali gitmiş. Mail kutunuzu kirlettiğim için özür dilerim. Bu insanlar yazıya eklemeyi düşünüp sonradan vaz geçtiğim şeyleri de görmüş oldular:P

not2: yukarıda verdiğim linkte kink shaming örneği çok ilginç olsa da yazının geri kalanına katılmadığımı belirtmek isterim. Yazar yaoiyi temize çıkarmak için bin dereden su getirmiş ama olmamış. O yazının eleştirisi için de şuraya bakabilirsiniz.

 

01
Jul
14

No Game No Life – Muhteşem NEET karakterler listesinde iki kişilik yer açın!

no game no lifeNo game No life’ ı güzel güzel övmek istiyorum ama önce bu animeyle ilgili tek olumsuz nokta olan fan service meselesini aradan çıkarıp rahatlayalım. Evet bol miktarda, gereksiz ve bu kalitede bir anime için bayağı kalan fan service sahneleri içeriyor. Güzel yapıldığı sürece fan service’e karşı olmadığımı biliyorsunuzdur. Oyun kültürü ile ilgili olan, iki hikikomori karakter içeren ve ağır otaku bir kitle tarafından izleneceği beklenen bir animede hiç fan service ve moe olmasa ayıp olurdu zaten. Ama bu animede bazı sahneler cidden gereksizdi. En azından 11 yaşında bir kız olan Shiro bu sahnelerden nasibini almasaydı ve biraz daha saygı görseydi, ya da hiç de aptal bir karakter olmadığını defalarca kanıtlayan zavallı Steph’i biraz rahat bıraksaydılar iyi olabilirdi. Tamam, şimdi bu fan service konusunu kapatıp bir kenara koyalım ve güzelim animeye gölge düşürmesine izin vermeyelim.

No-Game-No-Life-Sora-Shiro18 yaşındaki Sora ve 11 yaşındaki Shiro günlerini karanlık bir odada bilgisayar oyunu oynayarak geçiren bir abi ve kız kardeştir. Oyunlarda isim yerini boş bırakarak hesap açarlar ve asla, asla yenilmezler. Oyuncu bir tanrı bu iki oyun dahisini sadece oyunlarla yönetilen, tüm anlaşmazlıkların oyunlarla çözülmek zorunda olduğu bir dünyaya getirir. Gerçek dünyada işsiz güçsüz, ciddi sosyal sorunlara sahip, özetle kayıp vaka olan bu ikili oyunlar üzerinde dönen bu dünyada her şeyi elde edebilecek güçtedir. Oyun derken geniş bir oyun tanımından bahsediyoruz: yazı-tura, taş-kağıt-makas, satranç, bilgisayar oyunları… her şey. Bu animenin en etkileyici yanlarından biri en basit oyunlardan bile karmaşık stratejiler ve heyecanlı olaylar çıkarabilmesi. İnanın, alt tarafı taş-kağıt-makas oynadıkları sahnede bile oyunun kurallarını ve dallandırdıkları olasılık ve stratejileri anladığımdan emin olmak için videoyu durdurmam gerekti. Zaman zaman bir şeyleri kaçırıyor muyum? durdursam mı? hissi uyandırsa da tam sevdiğim gibi hızlı ilerleyen bir anime, espriler de diyaloglar da hızlı. Dikkatinizi ekrandan ayırmak gibi bir lüksünüz pek yok, yemek yerken izlemeye uygun olmayan animelerden.wryy

Tanrı Tet’in Sora ve Shiro’yu attığı yeni dünyanın çok daha basit olacağını sanmıştım ilk başta: tek ırktan oluşan tek bir ülke. Ama hayır, 16 farklı ırka ait 16 ülkeden söz ediliyor. Yazar elini korkak alıştırmamış anlayacağınız. Farklı ırkların güçlü bir altıncı his ya da sihir kullanabilmek gibi farklı özellikleri var, yani oyunları iyice karmaşıklaştıracak bir sürü etmen. Ülkeler arası her türlü mücadele savaşla değil oyunla gerçekleştirilmek zorunda. Kazanmak için sihir kullanmak hile sayılıyor ve hile yaptığınız kanıtlanırsa oyunu kaybedersiniz ama adam öldürmeyi kati bir şekilde ortadan kaldıran tanrısal kurallar gibi hileyi kesin olarak yasaklayan bir kural yok. Yakalanmadığınız sürece hile ve sihir serbest. Hal böyle olunca hiçbir özelliği olmayan İnsan ırkı en zayıf ırk oluyor. Fakat iki oyun dahisinin aralarına katılması işleri değiştirebilir. Sora ve Shiro’nun asıl amacı tüm dünyayı fethedip sonunda kendilerini getiren tanrıya meydan okumak.

tumblr_n7qs7wgRLl1sdhuzuo1_250

sora’nın göz altı morlukları çok seksi

Bu animede ilk bakışta dikkati çeken en önemli şey tabii ki de renkler. Klasik anime paletinden çok daha canlı ve mor pembe ağırlıklı renkler kullanılmış. Biraz Summer Wars’taki sanal dünyayı anımsatıyor. Alışıldık anime renklendirilmesi de güzeldir ama bu animeye hakim olan tonlar tam da en sevdiklerim. Benim için görsel açıdan son derece tatmin edici bir animeydi. Jibril’in tasarımı çok hoş. Aslında Jibril’in her şeyi çok hoş: bilgiye tapan bir melek. Şu gözlerden yayılan duman gibi, ışık dalgası gibi şey de çok güzel. Neden daha önce başka bir animede kullanıldığını görmedim ki? Muhteşem bir fikir. Bir de bu anime zaman zaman gerçekten aşırı komik olabiliyor. Steph’in kafasını duvarlara vurduğu bölüm harikaydı. Güzel espriler ve güzel oyun ve manga göndermeleri var. Özellikle Jojo’yu pek bir seviyorlar sanırım.

Başından beri No Game No Life’ı en az 24 bölümlük bir anime olacak diye düşünmüştüm, öyle bir havası var çünkü, hani şöyle para basacak, popüler olacak, sezonun ağır toplarından olacak gibi. Ama sadece 12 bölümdü ve bitti çünkü Light Novel uyarlaması ve henüz yeterince kitap çıkmamış. Fan service, moe kızlar ve parlak renkler sizi itmesin, mutlaka izleyin.

11
Oct
13

Attack on Titan: Kafamda deli sorular

Shingeki-no-KyojinDün gece Attack on Titan’ın en son çıkmış bölümüne kadar okudum ve ne kadar etkilendiğimi anlatamam! Animeden sonraki kısımları bir oturuştan bitirmek gibi bir niyetim yoktu ama bir noktadan sonra karşı koyamadım. Hikaye bir an bile soluklanma imkanı tanımadan dört nala gitti. Daha bir gelişmeyi sindiremeden bir yenisi geldi, öğrenilen bilgiler bir şeylere cevap olmak yerine daha fazla soru yarattı. Sürekli “Ne?! Nasıl yani? Neden ama nedeeen?! T_T” deyip durdum. Karşı tarafın da kendilerince çok geçerli bir motivasyonu olduğu en başından beri sezdiriliyor ama insanlığın kurtuluşundan daha önemli bu motivasyon ne olabilir hayal edemiyorum. Ne kadar çok şey açıklanırsa açıklasın kafa karışıklığından başka hiçbir şeye yaramıyor. Yeni şeyler öğrendikçe gizem azalacağına artıyor, çok zevkli, yedikçe bitmeyen çikolata gibi! En başından beri merak edilen sorunun cevabı öyle pattadanak verildi ki mal mal sayfaya bakmaktan başka bir şey yapamadım, birazdan şaka olduğunu söyleyecekler diye bekledim. Sevilen karakterlerin ölmesi acı bir şey ama sevilen karakterlerin en başından beri seri katil ve insanlığın düşmanı olduğunu öğrenmek bambaşka bir acıymış. İyiyle kötü o kadar birbirine girdi ki, bizimkiler haklı tarafta mı, ondan bile emin olamıyorum artık. Mangakanın 20 ciltte hikayeyi tamamlamayı planladığı konuşuluyor. İlk duyduğumda “hayır, çok erken, yazık bu hikayeye” diye düşünmüştüm.  Bu dar bölgeden çıkıp bütün dünyayı keşfe gideceğimizi hayal ediyordum. 20 cilt demek yarısından fazlasını anlattım zaten demek. Ama mangakanın bu kararının bende çok büyük saygı uyandırdığını da söylemeliyim. Çok beğenilmiş ve daha çok uzatılabilinecek bir mangayı derli toplu bir şekilde bitirmek istemesini saygıyla karşılıyorum. Zaten mangayı önce Shounen Jump’a götürdüğünü ama Shounen Jump tarzını biraz değiştirmesini (muhtemelen insanları sinek gibi öldürmemesini filan) isteyince reddedip başka dergiye gittiğini öğrendiğimde de saygı duydum. Shounen Jump’a hayır demek kolay değildir herhalde ama Allah korumuş.

shingeki no kyojinMangayı baştan okumak animenin, hikayeyi ağırdan almasına rağmen ne kadar başarılı olduğunu anlamamı sağladı. Hajime Isayama umut vaat eden bir mangaka olabilir ama henüz deneyimsiz, bu onun ilk uzun mangası. Hikayenin güzelliğine rağmen manganın ilk ciltlerinden bu deneyimsizlik çok göze batıyor, hikayeye öyle bir dalıyor ki karakterleri tanıma şansımız olmuyor. Animede karakterleri tanıdığımız eğitim kısmını daha erken bir bölüme almakla çok akllıca bir iş yapmışlar. Mangayı okumak yerine animeyi izlediğim için çok memnunum. Sadece keşke bölüm sayısını daha az belirleyip hikayeyi süründürmeden anlatsalardı ya da ben bütün bölümlerin çıkmasını bekleyip hepsini bir kerede izleseydim, böylece “bir hafta bekledim ama hiçbir şey anlatmadınız, şerefsizler!” hissinden kurtulurdum. Ama yine de çan sesleri, aksiyon sahneleri, müzikleri, gaz açılışları havalı üniformalarıyla çok keyifli animeydi.  Bütçenin göz dolduran bol aksiyonlu bölümler için ayırılması ve durağan bölümlerin biraz savsaklanmasında hiç bir sakınca görmüyorum. Aksi halde o kadar güzel bölümler de izleyemeyecektik. 3 boyutlu manevra aleti sahnelerini bu kadar gösterişli yapmayabilirlerdi ama iyi ki yapmışlar, tumblr’da giflerini paylaşa paylaşa bir hal olduk. Bütçe sıkıntısından ötürü ortayan çıkan komik görüntüler beni de eğlendiriyor ama bunlara bakıp bu serinin animasyonu kötü diyenlere sadece gözlerimi devirmekle yetiniyorum. Havada fıtı fıtı dönen askerler ve ormanda koşan titan’ın hareketleri sizi heyecanlandırmadıysa diyecek lafım yok.  Benim için animenin asıl eleştirilecek yanı hikayeyi uzatmaya çalışırken cılkını çıkarmalarıdır.shingeki-no-kyojin-full-1489916

Animenin çizimleri böyleyken manganın çizimleri nasıl? İşte iyi ki animeyi izlemişim dedirten şeylerden biri de bu oldu. Mangaka’nın çizimlerinde çok büyük bir potansiyel var gibi geliyor bana. İlerde eminim harika bir şeye dönüşecek ama henüz maalesef ki o seviyede değil. Çizimler çok fazla karalama halinde, çoğu zaman manganın bitmiş haline değil taslağına bakıyormuş gibi hissediyorum. Orantılı vücutlar çizme konusunda da biraz sorunu var; ama ziyanı yok muhteşem çizimlere sahip mangakaların hepsi bu yollardan geçti. Açın bakın Slam Dunk’n ilk ciltlerine, Gantz’ın, Naruto’nun, Monster’ın ilk ciltlerine, sonra da bu mangakaların şimdiki çizimlerine bakın. Attack on Titan’ın da aynı gelişmeyi göstereceği günleri heyecanla bekliyorum. Okurken ara sıra mangaka tarzını oturttuğunda çizimlerinin neye benzeyeceğini hayal etmeye çalıştım: bence biraz Vinland Saga’ya benzeyecek. Şu anki çizimlere de asla kötü diyemem, hareket çizme konusunda çok başarılı, bir de çok güzel deli gözü çiziyor. Karakterlerine o kadar güzel deli deli baktırıyor ki o bakış her şeyi anlatıyor.

attack on titan leviGeçenlerde Gantz’ın mangasını bitiriken “Vahşetin ve umutsuzluğun sayfalardan taştığı, orman kanunlarının işlediği ama kadınların da bu sırada aşağılanmadığı bir manga çizmek çok mu zor?” demiştim. Vahşet seviyesi Gantz’ın yanından bile geçmez ama sanırım o manga Attack on Titan gibi bir şey olabilir. Şok edici hikayeye kendinizi kaptırdığınız için gözünüzden kaçmış olabilir ama Attack on Titan’ı şöyle ufaktan bir feminist medya eleştirisine tabi tutarsak sınıfı geçiyor. Kadın-erkek dağılımı hiç fena değil ve kadın karakterlerle erkek karakterler arasında nitelik olarak bir fark yok, yani kadınlar oraya gözümüze güzel görünsün diye koyulmuş değil. Çok sayıda güçlü, ilginç, önemli ve kendine özgü kadın karakter içeriyor. Bütün karakterlerin tip ve fiziksel yapı olarak farklılık göstermesi zaten hoşuma giden bir şey, bütün kadınların bebek yüzlü olması için kasmamış olması, düşük gözlü, kemerli burunlu kadın çizmekten hiç çekinmemesi, üstelik bunların da son derece karizmatik kadınlar olması daha da güzel. Ayrıca fantezi unsuru olmayan bir lezbiyen çift (yada potansiyel lezbiyen çift) içeriyor olması da artı puan.Attack-on-Titan-Mikasa-3D-maneuver-gear

Kadın karakterler içinde en çok Hanji’yi seviyorum. İlk başta egzantirik bir titan otakusu olarak tanıyıp sevmiştim ama mangada ilerleyinde aynı zamanda aklı başında bir lider olduğunu gördüm. Animenin final bölümünde Hanji’ye mangada olmayan bir sahne verildiği için de çok mutluyum. Yalnız orduda “cam tavan” var galiba çünkü Hanji’den daha yüksek rütbeli kadın gördüğümü hatırlamıyorum. Favorim Hanji desem de aslında Mikasa hakkında konuşulmayı daha çok hakeden bir karakter. Eren tipik bir shounen başkarakteri ve başkarakterin çevresinde ona karşı romantik hisler besleyen bir çocukluk arkadaşı olması da çok sıradan, ifadesiz anime kızları da çok sıradan ama bunlara rağmen Mikasa çok sıradışı bir karakter. Ortamdaki en güçlü karakterlerden biri, bütün çekiciliğine ve muhtemelen erkek okurların görmek isteyecek olmasına rağmen ucuz fan service’e kurban edilmiyor. Çok belirgin karın kaslarıyla çiziliyor olması da üzerinde durulması gereken bir ayrıntı. İlk bakışta ifadesiz, duygusuz bir karakter izlenimi çizse de aslında tam olarak öyle değil, Eren’le ilgili konularda çok sinirleniyor. Animede izlediğim bölümleri mangada tekrar okuduğumda fark ettim ki Eren yüzünden Annie’ye karşı müthiş bir nefret ve kıskançlık besliyor. Yandere bir tarafı var gibi ve “overly attached girlfriend” kalıbının aşağılayıcı değil son derece karizmatik olabileceğini de gösterdi bence. Ormanda “Eren’i geri veeer!” diye bağırıp uçması çok şirindi. Eren’i Mikasa’dan çalmaya kalkanın vay haline!

05
Oct
13

Genshiken Nidaime: Modern yaoi kültürü araştırma inceleme falan filan

genshiken-nidaime-msrGenshiken Nidaime’den çok büyük beklentilerim vardı ve beklentilerimi de aşan bir anime oldu. Her bölümü iki defa izledim, hatta 6. bölümü çok beğenip 3 defa izledim. Manganın çok büyük bir hayranı olduğum için animenin beni tatmin etmesi zordu belki de, hatta değiştirilmiş seiyuular nedeniyle eski hayranların gözünde dezavantajlı bir başlangıç yaptığı da söylenebilir ama bu anime beni tatmin etmekle kalmadı, her bölümde daha çok şaşırttı. Animasyon halinde görmeyi çok istediğim ama 13 bölümlük animede bu kısma hayatta gelemezler dediğim her şey animede yer aldı. Alışmışız tabii hikayenin cimri cimri işlenmesine, bölümlerin boş boş, yayıla yayıla gitmesine. Özellikle Attack on Titan’ın damla damla gelen hikayesinden sonra Genshiken’in her bölümü şelalenin altında durmak gibiydi.

genshiken-nidaimeNidaime üzerine zaten bir yazı yazmış olduğum için konuya pek girmeyeceğim ama kısaca yaoicilerin kulübü ele geçirdiği, Hato isimli, karşı cinsin kılığına giren bir karakterin ön plana çıktığı ve Madarame’nin bir hareminin olduğunu fark ettğimiz bir sezon. Önceki bölümlerde otaku kültürünün her alanına el atan Genshiken bu sefer de fujoshi kültürünü etraflıca inceliyor, shoutacısından tarih otakusuna kadar. Ne de olsa Modern Görsel Kültür İnceleme ve Araştırma Kulübü (yersen).

Her şey harikaydı ama sadece final bölümünün filler olması hayal kırıklığı yarattı diyebilirim. Belki de önceki bölümlerde çıtayı bu kadar yükseltmeselerdi final bölümü bende bu kadar hayal kırıklığı yaratmazdı. Aslında finali neden böyle yaptıklarını anlayabiliyorum, bir sonraki bölümde çok önemli bir gelişme olacaktı, Hato’nun cinsel yönelimlerine dair izleyicinin kafasındaki soru işaretini daha da büyük bir soru işaretine dönüştürecek bir gelişme. Bu olayı gösterip de devamını getirmemek olacak iş değil demiş olabilirler. Belki de mangaya uygun gitseler bu Hato’nun karşı cins kılığına girmeyi ve BL’i bıraktığı karamsar bir finale yol açacaktı. Öte yandan o bölümü animasyon halinde görmeyi de çok isterdim, üstelik bu finalin bir Genshiken klasiği olan kulüp odasında yalnız bırakılmış üyeleri karşı kulübün penceresinden dikizleme geleneğiyle yapılması demek olurdu, bu da hoş olabilirdi. Ayrıca izleyicinin sonrasını merak edip mangaya yönelmesini de sağlayabilirdi.  Bu bölümde olmaması gereken şeyler oldu, Hato’nun saçma bir gerekçeyle cross-dressingi bırakması ve sonra hemencecik geri dönmesi ya da Kuchiki’nin erkek kılığında olmasına rağmen Hato’nun peşinden koşması gibi. Yine de bu filler bölümü çok başarılı anime (ve oyun) parodileriyle doldurdukları için onları affediyorum.

genshiken haremAnimede görmeyi çok istediğim bölümlerin genellikle manga versiyonlarını daha çok beğendiğimi fark ettim. Bunlar Ogiue’nin ortaokuldan arkadaşının (düşmanının) comifes standına uğradığı sahne, Sasahara’nın agresif seme olmaya çalıştığı sahne, öğrenci birliğinden çocukları shipledikleri sahne ve Tanaka’nın Ohno’nun ölçülerini aldığı sahnelerdi. Hafızamda çok daha etkileyici olarak kalmışlardı, bu da bir anlatım aracı olarak mangayı animeden üstün tutma düşüncemi pekiştirdi. İyi çizilmiş bir mangada panelleri beynim kendiliğinden birleştirerek sürüp giden bir hareket olarak algılamamı sağlıyor. Bu sırada boşlukları bir sürü duygu, ifade, kalp atışı, kan basıncı, nefes alışlar gibi animasyonda kolay kolay gösterilemeyecek gösterildiğinde de çok karikatürize olacak şeylerle dolduruyor. Mangada duyguları yoğunlaştırılmış ama gerçekçi bir şekilde algılıyorum. Animasyonda uzatılmış bir an, uzatılmış bir an oluyor. Mangada ise beynim bana “bu kısacık bir andı ama çok uzun bir an gibi hissedildi” diyor. Öte yandan bazı kısımları da animede daha çok beğendim. Bazen ani geçişler ve yüksek sesle verilen tepkiler esprilerin vurgulanmasını sağlıyor, bazen de ses tonunun kendisi espriye dönüşüyor.

madarame

salak, yemin ediyorum gerizekalı bu çocuk.

Genshiken’i çok sevmemin nedeni karakterlerin fazlasıyla kanlı canlı olması. Klişe tepkiler vermiyorlar, tam da bir insanın vereceği tepkileri veriyorlar, seyircinin aklına gelen soruları soruyorlar, seyircinin yaptığı tespitleri yapıyorlar. En güzeli de, tam da kendilerinden beklenecek şekilde davranyor olmaları. Bir şey söylediklerinde “evet, bu tam da onun vereceği bir tepkiydi” diyorum. Kasukabe kulübe ayrılan odaya gelip karizmasıyla bütün Genshiken’in atmosferini değiştirdiğinde “bu tam da Kasukabe’nin yaratacağı türde bir etki” diyorum. Sonra Hato’da aynı tesbiti yapıyor: “Kasukabe-sempai gelince kulübün havası değişti.” Başka bir güzellik de Madarame’nin haremi gibi büyük bir klişeye girdiklerinde bunun nasıl da klişe olduğunu, oyuna yada light novela benzediğini tekrar tekrar vurgulamaları ve bunun üzerinden espriler yapmaları.

Her ne kadar Genshiken’in önceki bölümlerini izleyip karakterleri tanımanın Genshiken Nidaime’yi izlerken apayrı bir zevk vereceğini düşünsem de, fark ettim ki öncesini izemeden Nidaime’ye başlayan pek çok insan da seriyi çok sevmiş. Bu yüzden önceki Genshikenleri izlememiş olanlara da, özellikle fujoshilere/ yaoi severlere Nidaime’yi ısrarla tavsiye ediyorum çünkü burda anlatılan senin hikayendir ve sana bu hissi verebilecek başka bir anime yok. Özellikle fujoshilerin yakından takip ettiği Free! gibi güncel animelerden söz ettikleri kısımlar bu hissi iyice ayyuka çıkarıyor.

25
Sep
13

Bu animenin popüler olmaması neresinden bakarsam bakayım sizin suçunuz!

watamote 1Kısa adı Watamote ama asıl adıyla komik derecede uzun isimli animeler kategorisine giriyor: Watashi ga motenai no wa dou kangaetemo omaera ga warui. Meali: popüler olmamam neresinden bakarsam bakayım sizin suçunuz. İsminden de anlaşılacağı gibi bir ergenlik isyanı. Güldürür gibi yapıp ruhunuzu kemiren, komedi görünümlü depresif bir anime. Eğer ekrandaki karakterler kendilerini rezil ettikçe onlar adına yerin dibine giren seyirci tipindenseniz kendinize acı çektirmek istediğiniz bir dönemde açıp Watamote’yi izleyebilirsiniz. Bu yaz izlediğim en güzel şeylerden biri diyebilirdim ama “Ben de Tomoko gibi miyim? Dışarıdan Tomoko gibi mi görünüyorum?” diye düşünmeme yol açıp moralimi bozduğu için diyemiyorum.

watamote_01_2Liseye yeni başlamakta olan Tomoko çok ciddi sosyal sorunlar yaşayan, insanlarla konuşmakta bile zorlanan içine kapanık bir kız. “Sessiz” “utangaç” gibi kelimeler onun sadece dış dünya ile olan ilişkisini anlatıyor, aslında Tomoko kendi iç dünyasında canlı, aşırı hırslı, sapık, gerçeklerden kopuk derecede özgüven sahibi, fazlasıyla iyimser ve utanmaz. İlk bölümde Tomoko’yla popüler olmayan, ezik bir kız olduğunu inkar ederken tanışıyoruz. hayır o popüler olmayan bir kız değil çünkü ortaokul hayatı boyunca tam 3 kez erkekler kendisiyle konuşmuş! Ayrıca lisede popüler olamaması mümkün değil çünkü oynadığı yığınla flört simülasyonu oyunu sayesinde ciddi bir lise hayatı deneyimine sahip! Fakat aşırı iyimser Tomoko’nun atladığı bir nokta var: kendisi ağzını açıp insanlarla konuşamıyor bile.

tomokoİçe dönük insanlar Tomoko’da kendilerine dair çok şey görebilir ama bence Tomoko çoğu durumda içedönük bir insanın asla yapmayacağı şeyler yapıyor ve bu açıdan çok kafa karıştırıcı bir karakter. Normalde bu kadar sorun yaşayan ve tekrar tekrar rezil olan bir insanın çok daha ciddi bir sosyal fobi geliştirmesi ve hikikomori olması gerekirdi ama Tomoko inanılmaz bir azim gösteriyor. Neden böyle olduğuna dair kendisini analiz ediyor, kardeşiyle konuşma alıştırmaları yapmaya çalışıyor, dış görünüşünü değiştirmeye çalışıyor, kimisi epey uçuk olan türlü türlü strateji deniyor, yapılabilecek her şeyi ve belki de yapılmaması gereken pek çok şeyi yapıyor. Kimi zaman derdi popüler olmak bile değil, sadece hayattan zevk almak. Her seferinde hüsran ve utançla sonuçlansa da Tomoko’nun kabuğunu kırmak ve lise hayatından zevk almak için tekrar tekrar uğraşmasını izliyoruz. Bence Tomoko’nun asıl olayı gururlu olmaması ya da ne kadar yara alsa da bir türlü yıkılmayan bir egosu olması. Onu mutlak bir psikolojik çöküşten ve hikikomorilikten koruyan asıl şey de bu gibi.  Bazen “bu kadar çabalayan bir insan nasıl başarısız olur? Gerçekten popüler olmaması diğerlerinin suçu” diye düşündüğüm oldu. Özellikle okul festivaline hazırlandıkları kısımlarda bunu yoğun olarak hissettim. O bölümde Tomoko kendisini aştı, onunla gurur duydum :'( Tomoko’nun asıl sorunu şanssız olması ve kendisini ezip rezil etmekten zevk alan bir mangaka tarafından çizilmesi.

watamote anotherTomoko’nun erkek kardeşi Tomoki’yi de epey sevdim. Sevmemin nedenlerinden biri Oreimo göndermeleri olabilir. (seviyorum o animeyi elimde değil) Zaten başkarakter bir otaku olduğu için sık sık anime göndermeleri yapılıyor ama içlerinden en güzeli Another benzetmesiydi, Tomoko’nun durumunu çok güzel anlatıyor.

Watamote’nin animesiyle ilgili mutlaka değinilmesi gereken nokta Tomoko’nun inanılmaz yetenekli seiyuusu. Zaten çoğu bölüm Tomoko’nun kendi kendine konuşmasıyla geçiyor ve ben o sesi dinlemeye doyamıyorum. Hele kapanış şarkısını çatlayan patlayan sesiyle öyle tatlı söylüyor ki. İnsanlarla konuşmaya çalıştığı sahneler zaten efsane. Tomoko sadece “evet” bile demeye çalışırken o kadar yavaşlıyor, o kadar kekeliyor ki “Hadiii!” diye tezahürat edesim geliyor. Yabancı biri Tomoko’ya soru sorduğu zaman yemin ederim ömrümden ömür gidiyor. İlk başlarda komikti, hatta yağmurlu bölümde katıla katıla güldüm ama daha sonraları Tomoko’ya haline gülemeyecek kadar acımaya başladım. En komik olduğu kısımların aynı zamanda en üzücü kısımlar olduğu tuhaf bir komedi animesi işte.

22
Sep
13

Gin no Saji İzleyen Vejetaryen

Gin no Saji 1Fullmetal Alchemist’le tanınan Arakawa Hiromu’nun yeni mangası Gin no Saji’nin (Gümüş Kaşık) bu yaz 11 bölümlük bir anime uyarlaması çıktı. Mangaka’nın önceki eserini okuyan/izleyen herkesin kalbinde sıcak bir yeri olduğu için çoğu kişi Gin no Saji’ye de bir göz atmak istemiştir sanıyorum. Öte yandan çoğu kişi simya içeren ilginç bir dünya yerine bir okul hikayesi bulunca hayal kırıklığına uğramış olabilir. Ama bence Arakawa Hiromu’nun kendini tekrar etmemesi ve bambaşka bir türde de başarılı olabildiğini göstermesi saygı uyandıran bir durum.

İnsan Gin no Saji izlerken bir tuhaf oluyor çünkü bu kadının çok kendine özgü bir çizim tarzı var, bu nedenle Gin no Saji’deki bazı karakterler FMA’daki bazı karakterleri andırabiliyor. İlk bölümlerde sanki ortada gerçek oyuncular varmış ve FMAdaki rolleri bitince Gin no saji’de yeni rolleriyle seyirci karşısına çıkmışlar gibi hissettim.

Aslında kendisine üniversite yolunu açacak iyi bir liseye gitmesi gereken Hachiken bir şekilde yatılı ziraat meslek lisesine gelmiştir. Kendi seviyesinin altında olan bu okulda en azından bütün derslerde kolayca birinci olması gerekir ama hayır, bütün diğer öğrenciler belli bir konuda uzmanlaşmış çiflikleri işleten ailelerden geldikleri için herkes kendi çiftliğinin alanında birinci olmakta Hachiken’e ise ikincilik düşmektedir. Haciken yazın arkadaşlarının çiftliklerini gezdiğinde iyi hayvancılık ve karlı hayvancılık arasındaki farka dair bir şeyler görebildik: yaşlanan, hastalanan, verimsiz süt ineklerini mezbahaya göndermek yerine tutmaya devam eden insaflı çiftlik ciddi maddi sıkıntı yaşıyor, acımasız çiftlikler ise para basıyor.Gin no Saji - 02 - Large 09

Para basan gelişmiş çiftliğin varisi olan kız her ne kadar hayvancılığa dair fikirleri açısından bana çok uzak olsa da biraz üzerinde durulmaya değer bir karakter. Aslında güzel bir yüzü olan (hatta tüm ailesi güzel olan) şişman bir kız Tamako ve bu hiç umrunda değil. Hatta  kilosu ve çok yemek yemesi enerjisinin ve gücünün kaynağı. Yaz tatilinde çiftlikte çok çalıştığı için incecik kalıp, çok güzel bir karaktere dönüşüyor. Fakat bu zayıflık çok uzun sürmüyor, çok geçmeden eski gücünü toparlıyor. Liseli bir kızın bu kilo alma, verme, dış görünüş konularını hiç ama hiç umursamaması animede en çok hoşuma giden şeylerden biri oldu.

Gin no Saji - 03 - Large 04Gin no Saji aslında çok hoş bir anime ama bir vejetaryenin arkasına yaslanıp sorgulamadan, rahatsızlık duymadan ya da baş karakterin vejetaryenliğe geçmesini ummadan izlemesi mümkün değil. Bu bir okul animesi ama tarım ve hayvancılık meslek lisesi gibi bir yerde geçiyor dolayısıyla hayvancılığın iyi ve kötü yönlerini görüyoruz. Kesinlikle vejetaryenlerin kayıtsız kalabileceği bir anime değil ve bunu kötü anlamda da söylemiyorum. Her ne kadar sonunda mezbahaya gönderilmek için hayvan yetiştiriyor ya da ekranda bir komedi unsuru olarak küt diye tavukların kafasını kesiyor olsalar da bir yandan da hayvancılığının pek çok yönünün insan vicdanını rahatsız ettiği gerçeği göz ardı edilmiyor. Hayvancılığın üzücü yönlerinden, hatta belki de bu konulara uzak olan seyircinin hiç haberdar olmadığı, hiç sorgulamadığı yönlerinden söz ediyorlar. İlginç olan dünya genelindeki endüstriyel hayvancılığı düşününce okulda yaptıkları küçük çaplı hayvancılık hayvan refahı açısından oldukça iyi seviyede. Buna rağmen kafesinde geniş geniş oturan yumurta tavuklarına bakıp bu kafesleme sisteminin aslında bazı ülkelerde zalimce bulunduğundan söz etmeleri beni sevindirdi. (Gerçekte satın aldığınız normal yumurtaların geldiği tavuklar hareket edemeyecek kadar sıkışık kafeslerde yaşıyorlar.) Tabii et yemekle ilgili bütün vicdani muhakemelerin etin çok lezzetli olduğu ve asla vazgeçilemeyeceği kararıyla bitmesi üzücü. En korktuğum şey baş karakterin sonunda et yemekte üzerinde düşünülecek hiçbir şey olmadığı hatta umursamadan et yemenin/hayvancılık yapmanın yetişkinliğe geçişin bir parçası olduğu sonucuna varmasıydı. Neyse ki öyle bir şey olmadı, hayvancılık ve ahlak konusunda kesin bir karara varmanın kolay olmadığı ve üzerine düşünmeye devam etmekte bir sorun olmadığı sonucuna varıldı. İnsanların yedikleri etleri sanki ağaçta yetişiyormuş gibi kabul edip hiç sorgulamadığı bir dünyada bu kadarına bile hiç yoktan iyidir diyorum.




Arşiv (adeta bir zaman tüneli)

yazı kategorileri

Yeni yazılardan haberdar olmak için mail adresini gir.

Join 282 other followers

blog istatistikleri

  • 512,651 tıklama
Personal Blogs - BlogCatalog Blog Directory

şu sıralar okuduğum

RSS icten’s Recently Watched Anime from MyAnimeList.net

RSS icten’s Recently Read Manga from MyAnimeList.net


%d bloggers like this: