Archive for the 'yaoi' Category

31
Jul
14

Yaoiler ve Tecavüz Kültürü

Yaoi seven bir insan olarak bugüne kadar hep yaoilerle ilgili olumlu şeyler yazdım ama artık yaoilerle ilgili çoğu fujoshinin pekala farkında olduğu ama umursamamaya çalıştığı sorunları eleştirme vakti geldi. Yaoiler bazen ciddi ölçüde cinsel şiddet içerebiliyor. Özellikle son yıllarda dizi, film ya da kitaplardaki erkek karakterleri shiplemenin Batılı kadın geekler arasında çok popüler hale gelmesiyle bu alandaki cinsiyetçilik ve şiddet iyice görünür olmaya başladı. Artık bunu görmek için internetin derinliklerinden bir yaoi manga ya da fan fiction bulup okumanıza bile gerek yok, sevdiğiniz kurgu karakterleri istismarcı bir ilişki içinde resmeden birileri siz istemeseniz de tumblr anasayfanıza düşüverecektir.

Yaoi alt türü cinsiyetçi erkeklerin hakaret ve eleştiri bombardımanı altında olduğu için mi bu türe karşı bu kadar sahiplenici ve savunmacıyız, yoksa kadınlar tarafından kadınlar için üretilen bir tür olarak kabul edildiği için mi toz kondurmak istemiyoruz bilmiyorum ama yaoilerin tecavüz kültürüne katkıda bulunması sorununa olması gerektiği kadar çok eğilinmiyor. (en azından ben yakın zamana kadar hiç rastlamıyordum böyle tartışmalara) Öncelikle tecavüz kültürü nedir? Tecavüz kültürü tecavüz oranlarının çok yüksek olmasının sorumlusudur. Tecavüz kültüründe tecavüz normalleştirilir, kurban suçlanır, tecavüzün bazen hak edildiğine inanılır, hatta düpedüz tecavüz olan davranışların tecavüz olmadığı, kurbanların iftiracı olduğu iddia edilir, tecavüzcü temize çıkarılır. Şakalar, fıkralar, cinsiyetçi espriler aracılığıyla tecavüz bir güç göstergesi gibi sunulur, tecavüzcünün güçlü, kurbanınsa aşağılanmış ve gülünecek halde olduğu inancı yaygınlaştırılır. Bu yüzden kurbanlar kendilerini suçlar ve insanların kendilerine inanmayacakları ya da aşağılayacakları korkusuyla seslerini çıkaramazlar. Tecavüz kültürünün unsurlarından biri “hayır aslında evettir” anlayışıdır ve bu maalesef ki yaoilerde sıkça kullanılıyor.

En sevdiğim yaoi mangalara bakarsak bu konuda benim de epey suçlu olduğum ortaya çıkar. Eleştirdiğim her şey bu mangalarda var ama bu sorunlu noktalar olmasaydı bu mangaları daha çok severdim. Eminim çoğunuz da bu mangaları okurken bazı noktalarda biraz rahatsız olmuş ama benim gibi çok da üstünde durmamayı seçmişsinizdir. Normalde uke yerine bir kadın karakter olsa kabul edilemez, cinsiyetçi ve istismarcı bulacağımız şeyleri sırf erkekler arasında geçtiği için kendimizden soyutluyor ve kabul edilebilir buluyoruz. Yaoi’nin çıkış noktasının erkeklerden öc alma isteği olduğu yönünde spekülasyonlar var. Bu ne kadar doğru bilmiyorum ama ben son zamanlarda yaoi severlerde erkekler gibi olma isteği görüyorum, sevdikleri karakterlerden söz ederlerken erkeksi bir dil kullanıyorlar. *Nerde o eski fangirller?* Yaoi fangirlleriyle ilgili en sevdiğim şeylerden biri sevdikleri karakterlerden çok sevecen bir dille bahsetmeleri her ayrıntıyı yüceltmeleridir. Ama son zamanlarda yaoiye bakışları erkeklerin yuriye bakışlarından çok farklı olmayan kadınlar görüyorum ve bu pek hoşuma gitmiyor. Kadınların cinselliklerini ve fantezilerini ifade etmeleri için alternatif bir alan yaratan yaoinin giderek sıradan porno kültürünün etkisi altında kalacağından korkmaya başladım.

Yaoi’deki sorunlar konusunda aslında benim de kafam net değil bu yüzden yaoi ile ilgili kafamdaki soruların bir dökümünü yapmak istiyorum. Kafası net olan biri varsa belki beni de aydınlatır.

SORU: Yaoi tecavüz kültürünü yeniden mi üretiyor yoksa bu şekilde eleştirmek kadınları (ve gayleri) zararsız fantezi dünyaları nedeniyle haksız yere suçlamak, kink shaming yapmak mı oluyor?

Yaoi bir hikayeyi heyecanlı hale getirmek için yazarlar iki karakter arasında bir direnç yaratma gereği hissediyorlar. İlk direnç -normal romantik hikayelerde de olduğu gibi- karakterlerin birbirine açılması olur. Buna ek olarak yaoilerde her zaman bir “ama ben eşcinsel değilim ki” direnci vardır. Bu dirençler aşıldıktan sonra hikayeyi heyecanlı tutmak için yeni dirençler gerekir ve bazen yazarlar yaratıcılıklarını kullanmak yerine ukeyi tam olarak rıza göstermediği ilişkilere sokarlar. Genellikle “hayır dedi ama tsundere olduğundan, yoksa o da istiyordu” şeklinde bir altmetin olur. Bazen de mangakalar sırf öyle istedikleri için gereksiz tecavüz sahneleri çizerler. Herhangi bir mediumda, birbirini sevdiği söylenen iki insanın rızaya dayanmayan cinsel ilişkisinin normal, hatta tutkulu bir birlikteliğin olmazsa olmaz parçası gibi gösterilmesinin çok sakıncalı olduğuna inanıyorum. Gerçek hayatta istismar içeren bir ilişki içerisinde olan pek çok insanın bunun farkına varamamasının ve bundan kurtulamamasının nedeninin medyadaki bu temsil olduğunu düşünüyorum. Öte yandan gerçek hayatta rızaya dayanan S&M bir ilişki ile rızaya dayanmayan bir cinsel ilişki arasındaki ayrım çok netken kurguda bu ayrım kayboluyor. Nihayetinde bu yaoi hikayeler yazarların ya da mangakaların S&M fantezileri değil mi? Zevkleri nedeniyle insanları kötülemek, suçlamak haksızlık olmuyor mu? Böyle de bir soru var ve cevabını bilmiyorum.

Her ne kadar bu konuda kafam net olmasa da bundan sonra okuduğum yaoilerde bu konuyu görmezden gelmemeye karar verdim. Eğer bundan sonra yaoi tavsiyesinde bulunursam da bu tür sorunlar içermeyen yaoileri tavsiye edeceğim.

not1: Yazıyı taslak olarak kaydetmek yerine dalgınlıkla yayınlamışım, bu yüzden blogu mail yoluyla takip edenlerin mail kutularına yazının taslak hali gitmiş. Mail kutunuzu kirlettiğim için özür dilerim. Bu insanlar yazıya eklemeyi düşünüp sonradan vaz geçtiğim şeyleri de görmüş oldular:P

not2: yukarıda verdiğim linkte kink shaming örneği çok ilginç olsa da yazının geri kalanına katılmadığımı belirtmek isterim. Yazar yaoiyi temize çıkarmak için bin dereden su getirmiş ama olmamış. O yazının eleştirisi için de şuraya bakabilirsiniz.

 

20
Oct
11

Sekai-ichi hatsukoi 2 sarhoştum hatırlamıyorum

Yere göğe sığdıramadığımız, pek değerli yaoimiz sekai-ichi’nin ikinci sezonu da başladı, tüm fujoshi (ve fudanshi) camiasına hayırlı uğurlu olsun. Vaktim yok, çok kısa bir fangirl patlaması-gökkuşağı kusması yapıp dersime geri döneceğim.

İkinci sezonun ilk bölümüne başladığım anda bu animeyle ilgili ilk hatırladığım, ilk düşündüğüm şey “ah evet bu sadece bir yaoi, romantik komedi olarak değil yayıncılık-manga-editörlük konusunda da çok iyi bir anime ve bu kısımları için de izlemeye değer” oldu. Kadın mangakaların ne kadar çok mangaka, mangaka asistanı ve manga editörü karakter yarattığına, hayatlarını, mesleklerini hikayelerine ne kadar dahil ettiklerine geçen Usagi Drop yazısında değinmiştim. Nakamura-sensei yıllardır içinde bulunduğu manga sektöründe editörlerle ilgili epey ilginç gözlemlerde bulunmuş anlaşılan. Takano’nun o muhteşem lafını alıntılamak istiyorum:

– Bir editörün işinin %94’ü nüshayı onu bir türlü vermek istemeyen mangakadan kopararak almak ve basımevini en son ve nihai ana kadar bekletip nüshayı yayına zorla sokmaktır!

Ve ardından morali bozulan ekip:

– Gerçekten editörlüğün tüm olayı bu mu? :(

Peki ya Hatori’nin “benim mangakam bu sefer nüshasını yetiştirecek” demesinin hemen ardından söz konusu mangaka, Chiaki’den “Hatori-sama, ben üşüttüm, nüsha yetişmeyecek, o yüzden lütfen evime gelme, arama, mail atma!” şeklinde bir faks almasına ne demeli!? Hatori’nin bu faksa “İzninizle sensei beni evine çağırıyor.” diye tepki vermesiyle animenin daha ilk bir kaç dakikasında yaoi düşmanlarının bile sempatisini kazanacak bir kombo yapmışlar kanımca.

Neyse bunu geçelim de, Takano’nun sesini ve konuşma tarzını ne kadar seksi bulduğumu da bir kez daha belirtmek istiyorum (kesinlikle son kez olmayacak). 2. bölümde bir kez daha meşhur “usotsuki!” (yalancı!) lafını söyledi. En azından ben meşhur olması gerektiğini inanıyorum, hatırlarsanız önceki yazılarda bir ara kaç defa usotsuki dediğini saymaya filan kalkmıştım. Ayrıca füme rengi saçlarının, kalın çerçeveli gözlüğünün ve gözlerini kısıp yan yan bakmasının da hastasıyım. O bakışların anlamı şu oluyor: “Her şeyi görüyorum, biliyorum. Senin içini okuyorum Onodera. Sen tam bir gerizekalısın ama seni çıtır çıtır yiyeceğim.” Bir de Takano’nun özgüveni bizde olsa şu dünyada başka hiçbir şeye ihtiyacımız olmazdı. “Ben seni sevmiyorum” diyen birine hiç istifini bozmadan “Ben sevildiğimi hissediyorum” diyebilmek… Bravo! Seme dediğin böyle olur!

Son olarak Sekai-ichi’deki Junjou Romantica göndermeleri çok hoşuma gittiğini söylemek istiyorum. Trende Onodera’nın yanında, biraz uzağında uyuklayan bizim Misaki değil miydi? En en son olarak da şunu ekleyip bitireyim, açılışta en sevdiğim görüntü Hatori’nin Chiaki’nin kucağına yıkıldığı an. Çok tatlı <3

21
May
11

Hani şu Junjou’ya benzeyen yeni yaoi var ya

Yeni sezonda Junjou Romantica’nın mangakası Shungiku Nakamura’nın başka bir mangasından uyarlanma bir seri başlamış. Benim bundan biraz geç haberim oldu, yeni serilere pek bakamadım çünkü. İzlerken Junjou’yu ne kadar özlediğimi fark ettim, çok benziyorlar tabii ki de açık tonların kullanılması olsun, karakter tasarımları olsun, karakterlerin yaş ve meslekleri olsun… Nakamura’nın diğer mangaları nasıldır hiç bilmiyorum ama Sekai ichi ve Junjou’nun kendine özgü bir karakter profili olduğunu söyleyebiliriz: Yaş ortalaması 25 filan, yani lise ve üniversite gençliği değil çok şükür, ve genellikle edebiyatçı, mangaka, editör, akademisyen, doktor gibi kafa emekçisi, entelektüel insanlar. Tamam çok entelektüel olmasalar da yakuza değiller en azından. Yakuzaları da çok sevmekle birlikte bu beyazyakalı karakter profilini daha cazip buluyorum :3 Benzer olsalar da Sekai ichi, Junjou kadar etkileyici gelmedi bana. Junjou’yu izlemeye başladığım sırada hala daha yaoiyi biraz tuhaf ve rahatsız edici buluyor, sırf meraktan ve yaoi severlerin psikolojisini anlamaya çalışarak izliyordum sonra bir baktım bağımlısı olmuşum. Ama bir dakika, bu yazının konusu Junjou değil.

Sekai ichi Hatsukoi dünyanın en iyi ilk aşkı gibi bir şey demek. Benim için bu serinin en büyük artısı manga editörleri arasında geçmesi ve yayımcılık sektörüne dair ilginç şeyler görmemiz. 25 yaşındaki ukemiz Ritsu edebiyat editörüyken manga editörlüğüne geçiyor ve asıl istediği iş aslında edebiyat editörü olmak. Bir kitabı yazarla birlikte yayına hazırlamanın, kitabın kapağına, rengine yazarla birlikte karar vermenin ne kadar muhteşem bir şey olduğunu anlattığı bölümde eridim bittim, belki de benim için ideal meslek editörlüktür. Ritsu’nun yeni başladığı shoujo manga departmanındaki baş editör Masamune de sememiz. Bu karaktere bayıldım, özellikle de saç rengine (siyahımsı gri gibi). Zaten ben hep semeleri severim. Masamune’yi Junjou’daki Usami’den bile daha çok sevdim. Ses tonu çok hoş ve çok güzel ‘usotsuki’ (yalancı) diyor. (7. bölüm itibariyle 3 defa dedi yanlış saymadıysam ^^)

Burda da Junjou gibi üç çift var ama keşke olmasaymış, ben ilk çifti çok sevdim ve sadece onları izlemek istiyorum, gerisine gerek yok :3 İkinci hikayede bir mangaka, editörü ve baş asistanı arasındaki aşk üçgeni var ama Ritsu ve Masamune’nin üstüne bana çok sıkıcı geldi.

Ben yaoi izlerken hikayedeki absürtlüklere takılan mantıklı anime izleyicisi karakterim ile romantizm, sevimlilik ve burun kanaması adına tüm mantık hatalarına göz yuman fujoshi karakterim çatışmaya başlar ve fujoshi karakterim genellikle ötekini bastırır. Ama Sekai ichi’nin bazı yerleri içimdeki mantıklı anime izleyicisini isyan ettirdi. Bir kere yan komşun otobüste uyuyakalınca onu ineceğiniz yerde UYANDIRIRSIN! Adamı alıp da kendi dairene taşıyıp bir de soyup yatağına yatırmazsın! Çok gerekliyse taşıman git kendi dairesine taşı! Ayrıca o ne biçim uykuymuş öyle?! Gerçekten her türlü saçmalığı görmezden gelebilirim ama ardından buna değecek bir sahne gelmeli. Ayrıca Ritsu ve Masamune’nin lisedeki ayrılma nedenleri bana çok tırt geldi. Karakterleri bu kadar saçma bir nedenden ayırıp sonra da ‘bir daha kimseyi sevemediler’ diye bunu çok travmatik bir olaymış gibi sunmak biraz okuyucuyu/izleyiciyi salak yerine koymak oluyor sanki.

Biraz eleştirmiş olabilirim ama bayılarak izliyorum aslında. Çizim kalitesi ve +13 olması nedeniyle yaoiye yeni başlayanlara ilk önerilecek seriler arasında yerini alacağı şimdiden belli. Junjou Romantica’yı özleyenlere de ilaç gibi gelecek. TV için yapılan yaoiler (shounen ai demek daha doğru aslında) beni mutlu ediyor çünkü yaoi şöyle iğrenç, böyle ahlaksız, bu fujoshiler de hiç aile terbiyesi almamışlar ulu orta yaoi konuşuyorlar, diyenlere güzel bir kapak olduğunu düşünüyorum. İşte Junjou, işte Sekai ichi, işte Loveless… her açıdan kaliteli, sadece +13 ve geç saatte de olsa çoluk çocuğun izleyebileceği şekilde Japon televizyonlarında gösteriliyor.

03
Oct
10

hastasıyım koreli gangsterlerin, pardon düzgün iş adamlarının

Myanimelist’in yaoi mangalar listesinde 1. sırada, Junjou Romantica’yı bile sollamış. Yaoici kızlar arasında çok popüler, hatta çılgıncasına seviliyor. Aslında bu bir manga değil manhwa yani Kore çizgi romanı, dolayısıyla kareler mangalarda alışık olduğumuzun tersine soldan sağa gidiyor. Bu yüzden manhwalara karşı bir isteksizliğim vardır. Ama Totally Captivated’in o kadar çok adı geçmeye başladı ki okumaya karar verdim.

Okuma sürecim biraz tuhaf oldu. İlk başta bir bölüm okuyup, “bu ne be!” deyip bıraktım. Hem manga alışkanlığından ötürü sürekli karelerin yerini karıştırıyordum hem de ilk bölümde beni etkileyen, heyecanlandıran bir şey olmadı. Bir süre sonra yeniden okumaya karar verdim çünkü fujoshiler bu manhwa’yı bu kadar sevdiyse vardır bir bildikleri dedim, ne de olsa onlar toplumsal ahlak yargılarından arınmış üstün zevklere sahip kızlar ^^ Neyse yeniden okumaya başlayıp 4-5 bölüm gittim ama hala daha fujoshilerin bu serinin nesini bu kadar abarttığını anlayamamıştım. Sonunda hayal kırıklığıyla demek ki yaoici kızlar bu defa yanılmış, şu bölümü bitirdikten sonra devam etmeyeyim, güzel değilmiş dedim. O bölüm bitince “yaw çok şey bi yerde kaldı, bi bölüm daha okuyayım, bi daha da okumam” dedim. O bölüm de bitince “son bir tane daha okuyayım” dedim. Sonra son bir tane daha derken derken artık iş işten geçmişti, ‘tamamen büyülenmiş’tim, Mookyul karakterinin karizması karşısında gözlerimde şimşekler çakıyor, başım dönüyordu. Anlayacağınız “fangirl mode: on” idi. Kendi salaklığıma gülmeye başlamıştım :D

Ya bu Mookyul nasıl bir adamdır!? Gördüğüm en seksi en karizmatik karakterlerden biri. Bakışı, duruşu, parmağıyla gel işareti yapışı, konuşma şekli, tavırları, fox jung deyişi… aaghh… (yazar burun kanaması krizine girdiğinden cümleyi bitiremiyor)

Eun Mookyul aslında bir mafya patronu ve bu işte çok başarılı. Bütün gün uyumak dışında pek bir iş yapmıyormuş gibi görünse de adamları ona çok saygı duyuyor. Çünkü kavgada çok güçlü ve işleri temiz bir şekilde yani adamlarına çok aşağılık şeyler yaptırmadan idare ediyor. Dahası sürekli tehditkar ve sinirli görünmesine rağmen adamlarını epey koruyup kolluyor. Yani özünde iyi bir gangster ^^ Ewon Jung ise fakir bir ekonomi öğrencisi ve Mookyul tarafından (benim pek mantıklı bulmadığım bir nedenden ötürü) mafyanın ofisinde çalıştırılıyor. Ewon’un Mookyul’dan deli gibi korkması ama bir yandan da Mookyul’un yakışıklılığı karşısında dibi düşmesi ve mütemadiyen burun kanaması yaşaması çok sevimli.

Bu serinin güzel yanlarından biri o çok sevdiğimiz “hetero erkeğin kimlik krizleri”ni içermiyor oluşu. Evet çok seviyoruz karakterlerden birinin “ama ikimiz de erkeğiz” ya da “ben gay değilim” diye hislerine direnmesini ve diğerinin onu zorlamasını. Ama bunu çok sık görüyoruz yaoilerde. Bu yüzden Totally Captivated’de herkesin açık bir şekilde eşcinsel olması hoş bir değişiklik olmuş. Yaoilerin olmazsa olmazı direniş ve ısrarlarsa çok daha farklı ve mantıklı konular üzerinde dönüyor.

Totally Captivated’i okurken yine neden yaoi sevdiğimiz üzerinde düşünmeden edemedim. Biliyorsunuz ki bu bilimadamlarının henüz çözüm bulamadığı bir soru ^^ Mookyul için deli oluyoruz, onun Ewon’u kıskanmasını, kafese kapatacağını söylemesini sevimli buluyoruz. Ama Mookyul’un sevgilisi kız olsaydı bu seriden ölesiye nefret ederdik. Mookyul’un biz kıza böyle sahiplenici ve baskıcı davranmasına şiddetle karşı çıkardık. Çünkü hikayede bir kadın bir erkek olduğunda elimizde olmadan kendimizi kadın karakterle özdeşleştiriyoruz. Bu yüzden yaoilerin okura kendini istediği karakterle özdeşleştirme ya da olaydan tamamen soyutlama özgürlüğü verdiği için sevildiği teorisine katılıyorum. Hikaye yaoi olunca Mookyul bizim hem arzu nesnemiz hem de istediğimizde kendimizi özdeşleştirdiğimiz karakter oluyor. Bu bence karaktere daha fazla bağlanmayı ve okurken histerik tepkiler vermeyi tetikleyen bir şey. Ve bu diğer türlerin asla vaat edemeyeceği bir durum.

Totally Captivated fazla açık seçik panellerin olmadığı bir seri bu yüzden bence yaoi sevmeyenler de bir şans verebilir. Hatta karanlık tarafa geçiş biletiniz olabilir bu seri. Ve hala okumamış yaoiciler varsa, benim yaptığım aptallığı yapmayın ve bir an önce başlayın, gerçekten bir numara olmayı hak ediyor.

11
Aug
10

Ters Yüz Yaoi

Bloga koyduğum anketin sonuçlarından gördüğüm kadarıyla yaoi hakkında yazmama karşısınız :( ama nolur ya azıcık yazayım. Söz bir daha yazmam. Kabul edersiniz ki nihayetinde ben de bir fujoshi olarak Japon kültürel emperyalizminin bana verdiği yetkiyle görevimi yerine getirmek ve Türk aile yapısını çökertmek durumundayım.

En sevdiğim yaoi mangadan söz etmek istiyorum: Koi suru boukun/ Aşık olan despot. Öncelikle neden sevdiğimi açıklayayım. Bir kere shouta yok! İnanabiliyor musunuz shouta yok, yetişkin bir çiftle karşı karşıyayız. Sonra, nefret ettiğim semeXuke klişelerine tamamen zıt. Ben genellikle semeleri severim (hatta eminim çoğunluk benim gibidir) çünkü biliyorsunuz ukeler ağlak, çocuksu, feminen ve sinir bozucu olabiliyorlar. Ama burda öyle değil, sıradışı ve sevilesi bir uke var. Çizimler harika, bakmaya doyamazsınız. Kalem izleri çok ve çizimler hafif karalama gibi duruyor. Komik, sevimli ve romantik olduğunu eklememe gerek yok zaten, tüm yaoiler öyle.

Hikaye ziraat ya da botanik gibi bir şey okuyan iki yüksek lisans öğrencisi arasında geçiyor. Ukemiz Tatsumi Souichi tam bir despot. Aşırı sinirli ve tahammülsüz bir insan. Kohaisi ve laboratuvar asistanı olan Morinaga Tatsuhiro’ya çok çektiriyor. Yine de Morinaga, Tatsumi’ye aşık fakat onun ne kadar homofobik ve şiddete eğilimli bir insan olduğunu bildiği için hiçbir şey söyleyemiyor.

Tatsumi özellikle ilgiyi hak eden bir karakter. Ne kadar ciddi ve sinirli olsa da sonradan tipik bir tsundere olduğu ortaya çıkıyor ve ben kız olsun, erkek olsun tsundereleri severim – böyle dışı çıtır, içi yumuşak gibi oluyorlar ^^ Tip olarak da yaoi okurlarının karşı koyamayacağı özelliklere sahip: uzun, beyaz saç (bütün fangirller bayılır) ve gözlük (gözlük cicii… gözlük moe…) Bir de ukeler genellikle büyük gözlü, masum bakışlı, semeler sinsi ve kısık gözlü olur ya, burda tam tersi. Tatsumi çekik göz ve sigarayla olayı çok güzel tamamlamış ve bir anti-uke olmuş.

Morinaga’ysa tersine çocuksu, neşeli ve duygusal. Mangayı ilk okumaya başladığımda Tatsumi’nin muhteşemliği yanında Morinaga çok silik bir karakter gibi görünmüştü bana ama okudukça ona da ısındım. Hatta onun için üzülmeye başladım, böyle inatçı bir despota aşık olmak büyük talihsizlik. İlişkileri Tatsumi’nin inkarları ve bahaneleri yüzünden çok yavaş ilerliyor ama adım adım Tatsumi’nin aşkını kabul etmeye doğru gidişini görmek çok güzel.

Bir an önce okumaya başlamak için link

04
Mar
10

Yaoi türünün en iyi örneği: Junjou Romantica

Benim yaoi izlemeye başlama sürecim biraz tuhaf oldu sanırım. Lisedeyken ilk duyduğumda saçma bir şehir efsanesi gibi gelmişti: “Ne? Japonya’da kızlar erkek erkeğe aşkı romantik mi buluyorlarmış?! O ne lan!?” Çinliler cenin yiyormuş gibi bir şey. Sonrasında bu tür hakkında bilgi edindiğimde daha izlemeden destekçisi oldum, erkekler için lezbiyen pornosu, hentai, yuri varsa kadınlar için de bir şey olmalı diye düşünmüştüm. Büyük bir merakla ilk yaoilerimi izlediğimde bu türün pek de bana göre olmadığına karar verdim. (Not: Sensitive Pornograph yaoiye başlangıç için hiç iyi bir seçim değil :S) Benim bir yaoici, bir fujoshi olmama neden olan, karanlık tarafa geçiş yapmamı sağlayan Junjou Romantica oldu.

Öncelikle Junjou Romantica (Saf Romantizm) yaoi olmasına rağmen MAL’de çok yüksek bir puan alabilmiş olmasıyla dikkatimi çekti. Başka bir dikkat çekici nokta bunun bir OVA değil TV serisi olması. Türkiye’de ölsek göremeyiz böyle bir şeyi ama bu seri 12şer bölümlük 2 sezon boyunca Japon televizyonlarında yayımlanmış. İlk bölümü izlediğimde çok güldüm, sonraki bölümlerde “güzel bir şeymiş aslında bu yaoi” diye düşünmeye başladım, sonunda izlemeden duramaz olmuştum ve 24 bölümü bir çırpıda bitirdim. 3. sezonun olmadığını öğrenmem kendimi dondurmasını düşürmüş çocuk gibi hissetmeme neden oldu.

Bu seri 3 farklı çiftin hikayelerini konu alıyor bunlar sırasıyla Junjou Romantica, Junjou Egoist ve Junjou Terrorist. Bunların hikayeleri zaman zaman hafif içiçe geçer gibi olsa da çoğunlukla, bölümleri birbirinin arasına karıştırılmış 3 farklı seri izliyormuşuz gibi oluyor.

İlk çiftimiz Junjou Romanticanın ‘seme’si Usami tüm serideki en sevdiğim karakter. Lakabı Usagi-san (Tavşan bey) Çok zengin bir aileden geliyor, çok yakışıklı, 28 yaşında, kitapları çok satan, ödül sahibi bir yazar. Karizmatik imajıyla tezat oluşturacak şekilde evde bir oda dolusu oyuncak ayı koleksiyonu var, dev bir oyuncak ayı ile sofraya oturuyor. Tipik bir ailesinden sevgi görmemiş zengin çocuğu.

‘Uke’miz üniversite öğrencisi Misaki. Serinin başında Usagi-san en iyi arkadaşının kardeşi olduğu için Misaki’yi üniversiteye giriş sınavına çalıştırıyordu ve yakınlaşmaları bu şekilde başladı. Aslında Usagi-san yalnızca uzaktan sevilecek biri çünkü aşırı bencil ve şımarık. Bazen zavallı Misaki’ye çok acıyorum. Bir de Usagi-san evde sürekli kravat ve yelekle dolaşmasa kendisini daha çok seveceğim.

İkinci çift Junjou Egoist. Edebiyat bölümünde akademisyen olan ‘uke’ Hiro-san parkta tek başına ağlarken kendisinden daha genç olan ‘seme’ Nowaki onu görür ve anında aşık olur. Nowaki yetimhanede büyümüş ve eğitimsizken, Hiro-san üniversiteyi dereceyle bitirmiş bir klasik Japon edebiyatı manyağıdır. Aradaki farkı kapatmak isteyen Nowaki azimle çalışır ve tıp fakültesine girer ama o fark bir türlü kapanmaz. Bu çiftte en çok Hiro-san’ı seviyorum. Sürekli çatık kaşlı, huysuz ama utangaç olması çok sevimli geliyor. Biraz da kendime yakın hissettiğim bir karakter sanırım.

Son ve en acayip çiftimiz de Junjou Terrorist. Burada ‘seme’miz Hiro-san’ın iş arkadaşı edebiyat profesörü Miyagi. ‘Uke’mizse acayip sansasyonel bir şekilde Miyagi’nin eski eşinin liseye giden erkek kardeşi Shinobu. Üstelik bu çocuk aynı zamanda Miyagi’nin çalıştığı edebiyat fakültesinin dekanı olan eski kayınpederinin oğlu. Shinobu Miyagi’ye gidip kendisine aşık olduğunu ve artık ablasıyla da evli olmadığına göre bu konuda sorumluluk almasını beklediğini söylüyor. Bu uzlaşılmaz çocuğun mantıksız iddialarıyla şok olan Miyagi artık yaoilerde duymaktan bıktığım “ikimiz de erkeğiz” sözüyle kendisini vaz geçirmeye çalışsa da çok geçmeden Shinobu’nun bir terörist yıkıcılığına ve gözüpekliğine sahip olduğunu görüyor. Bu çiftte de favorim çok ciddi ve karizmatik bir karakter olan Miyagi. Kendisinin Kakashi-sensei’yi seslendiren Inoue Kazuhiko tarafından seslendiriliyor olması da karizmasını kat be kat arttırmakta.

Junjou Romantica’nın çizimleri çok başarılı, kısık gözlü, sert hatlı tiplerle tipik yaoi çizimlerine sahip aslında. Esprileri ve alakasız yerlerde araya giren abartılı chibi çizimleriyle beni benden alıyor. Ben yaoide çok fazla erotizm içeren serileri değil de daha soft, romantik serileri tercih ediyorum bu açıdan da Junjou tam benim zevkime hitap ediyor.

Yaoiye mesafeli olan herkesin Junjou’ya bir şans vermesi gerek; sevmemek mümkün değil. Zaten ben gerçekten de yaoi sevmeyecek bir kadın olabileceğine inanmıyorum. Yaoi’nin nesini seviyoruz gerçekten bilmiyorum. Tek bildiğim Junjou Romantica’nın açılışının sonunda Usagi-san’ın Misaki’yi öpmeye eğildiği sahneyi her görüşümde yüreğimin hopladığıdır:)

02
Mar
10

Yaoi’ye giriş

Yaoi:101 dersimizi başlatıyorum. Umarım bu türü merak edenler ve önyargılarından ötürü şimdiye dek bu güzelliği kaçırmış olanlar için yararlı bir yazı olur.

Yaoi, kadınlar tarafından okunan ve genellikle kadın manga-kalar tarafından çizilen yakışıklı erkeklerin birbirlerine karşı olan aşklarını ya da eşcinsel ilişkilerini anlatan mangalara ve bunlardan uyarlanan animelere verilen addır. Kimi yaoi eserlerinde erotizmin dozu hentai sınıfına girecek kadar fazlayken kimilerinde de çok azdır.

Shounen Ai (boys’ love) ve yaoi terimlerinin eş anlamlı olup olmadığı konusu tartışmalıdır. Bazılarına göre yaoi pornografik iken shounen ai daha usturuplu olan eserleri tanımlamak için kullanılmalıdır. Benim gördüğüm kadarıyla bu gereksiz bir tartışma çünkü zaten iki türün hayran kitlesi de aynı, birini izleyen diğerini de izliyor ve hayranlar hepsine kısaca yaoi demeyi tercih ediyor. Yaoi “yama nashi, ochi nashi, imi nashi”nin kısaltması. Anlamı: doruk noktasız, amaçsız, anlamsız.

Yaoilerde aşırı idealize edilmiş erkek tipleri kullanılır, bunlar genellikle aşırı yakışıklı, kültürlü, iyi eğitimli, duygusal ve bazen de çok zengin olurlar. Yaoi’ye eşcinsel animesi ya da mangası demek çok yanlış olur çünkü Yaoi karakterleri çoğunlukla eşcinsel değil, başka bir erkeğe aşık olmuş heteroseksüel erkeklerdir. Bu aşkları nedeniyle o güne kadar inandıkları ahlak kurallarıyla çelişkiye düşüp acı çekerler. “ikimiz de erkeğiz, bu çok yanlış” ve “ben gay değilim” en klişe yaoi replikleridir. Muhtemelen “bu çok anlamsız, başka bir erkeğe aşık olan bir erkek heteroseksüel değildir” diyorsunuz. Size zaten yaoi’nin açılımının “amaçsız, anlamsız” olduğunu hatırlatırım. Yaoi’lerde ne olup biteceğini sadece kadınların keyfi bilir. 92 yılında Japonya’da bir eşcinsel, yaoicilere yönelik bir açık mektup yayımlayarak yaoilerde eşcinsellerin yanlış tanıtıldığından, eşcinsel erkeklerin uzun boylu, yakışıklı, zengin olarak gösterildiğinden, eşcinsellerin sorunlarının gözardı edildiğinden dem vurmuş. Yaoi sanatçıları da buna bu türün yalnızca kadınları eğlendirmek için var olduğunu ve gerçek eşcinsel erkekleri anlatmak gibi bir zorunlulukları olmadığını söyleyerek cevap vermiş.

Yaoi üzerinde dönen tartışmalar yalnızca eşcinsellerin şikayetlerinden ibaret değil tabiki de. Muhafazakar kesimler de bu türden hiç hazzetmiyor. Rahatsızlığın kaynağı yaoi mangaların yetişkin kadınların yanısıra ergenlik dönemindeki genç kızlar tarafından yoğun ilgi görmesi. Yaoinin genç kızlara ne gibi bir zararı dokunacağını anlamak güç olsa da tartışmalarden etkilenen bir kütüphane ellerindeki yaoi mangaları +18 olarak kategorilendirip artık küçük kızlara vermeyeceklerini ve yeni yaoi mangalar almayacaklarını söyleyince bunun cinsiyet ayrımcılığı olduğuna inanan bir grup aktivist kütüphanenin önünde eylem yapıp, bu kararlarından vazgeçmelerini sağlamış. (Japonya tuhaf memleket)

Peki ergen kızların yaoiye olan bu ilgisinin nedeni ne? Bir teoriye göre yaoi, cinselliği acı verici bir deneyim olarak algılayan, tüm toplumsal cinsiyet rollerinin ağırlığını üstünden hisseden kızların cinselliği kadın bedeninden dolayısıyla da kendi bedenlerinden soyutlayarak algılamalarını sağlıyor.

Yaoiden deyince mutlaka anlatılması gereken iki terim ‘uke’ ve ‘seme’ tabiki de. Seme eşlerden ilişkide baskın olanı, uke de pasif olanı ifade ediyor. Bu aktif-pasif durumu yalnıza cinsel ilişki için geçerli değil duygusal olarak da seme ilişkinin ilerlemesini sağlayan, uke de direnç gösteren taraftır. Uke kaçar, seme kovalar (tabii istisnalar da yok değil). Çifte baktığımızda kimin uke, kimin seme olduğunu hemen görürüz: Seme uzun boyludur, uke ufak tefek, daha feminen ve utangaçtır. Çiftten söz edilirken önce seme’nin adının ilk iki hecesi sonra uke’nin adının ilk iki hecesi semeXuke şeklinde yazılır. Bu yalnızca yaoiler için geçerli değil Japonlar günlük dilde de bunu kullanırlar önce erkeğin adı sonra kadının adı söylenir. (örneğin Naruto ve Sakura çiftinden söz edilirken NaruXSaku ya da NaruSaku)

Son olarak Yaoi hakkında yeni öğrendiğim bir terimi anlatmak istiyorum (Lucky Star’dan öğrendim bunu) Yaoi hayranlarına ‘fujoshi’ (腐女子) deniliyor bu kelime hanımefendi anlamına gelen fujoshi’nin (婦女子) başındaki kadın anlamına gelen fu (婦) kanjisinin çürük anlamına gelen başka bir fu (腐) ile değiştirilmesiyle elde ediliyor, yozlaşmış kadın gibi bir anlamı var.




Arşiv (adeta bir zaman tüneli)

yazı kategorileri

Yeni yazılardan haberdar olmak için mail adresini gir.

Join 281 other followers

blog istatistikleri

  • 532,005 tıklama
Personal Blogs - BlogCatalog Blog Directory

şu sıralar okuduğum

RSS icten’s Recently Watched Anime from MyAnimeList.net

RSS icten’s Recently Read Manga from MyAnimeList.net


%d bloggers like this: