29
Dec
11

20.yy’da Yükselen Japon Militarizmi

Bu dönem dersler nedeniyle pek yazı yazamadığım için hepinizden özür dilerim. Madem ödevler nedeniyle yazı yazamıyorum ben de ödevleri blog postu haline getireyim. Bir derste Japon militarizmiyle ilgili yazdığım bir ödevin mümkün olduğunda sıkıcı olmayan ve kısa bir özetini koyuyorum.

Öncelikle Japon militarizmini anlamak açısından önemli olduğunu düşündüğüm için samuray sınıfına kısaca değinmek istiyorum. Samuraylar Japon tarihinde çok büyük güç sahibi oldular. Çünkü Japonya’nın bir ada devleti olması ve dolayısıyla kolay işgal edilemiyor olması nedeniyle merkezi yönetimin olmadığı ve sonu gelmez iç savaşların olduğu dönemler Japon tarihinde epey yer kaplıyor. Uzun savaş dönemleri nedeniyle savaşçı sınıfı samuraylar etki sahibi oldular. The Taming of The Samurai kitabında Eiko Ikegami 12.yyın sonlarından 19.yyın sonlarına kadar samurayların Japon toplumundaki en önemli ve güçlü siyasi aktör olduğunu ve başka hiçbir Doğu Asya toplumu bu kadar uzun süre savaşçı sınıfının egemenliği altından kalmadığını söylemekte.

1868-1912 yılları arasındaki Meiji döneminde de modern ulus inşasına yönelik reformlar çoğunlukla eski samuraylar tarafından yürütülmüştü. Modern Japon ordusunun kuruluşu da bu döneme dayanmaktadır. Düzenli orduya geçiş samuray sınıfının bitişi anlamına geliyordu belki ama öte yandan Meiji reformlarına da aslında Satsuma, Choshu, Tosa, Hizen klanlarından gelen eski samuraylar öncülük etmekteydi. Bu yüzden ben olaya modernleşmeye karşı koymak ya da yok olmaktansa aslında samuraylar kendilerini modern orduya transfer ettiler şeklinde bakıyorum. (Kenshin’i hatırlayın: Kenshin’in silah arkadaşı olan eski samuraylar animenin sonraki bölümünde hep yüksek rütbeli subaylar olarak karşımıza çıkıyordu.)

Bu nedenle Japon ordusunda Samuray ahlakı “bushido” hep kendine yer bulabilmiştir. Bushido’nun kelime anlamı kılıç savaşçısının yoludur ve samurayların yaşamını şekillendiren cesaret, onur ve sadakati yücelten ahlaki kodlar bütününü işaret eder. Yenililen savaşta canlı olarak düşman eline düşmek, savaştan ve ölümden kaçmak bushidoya göre onursuzluk sayılan davranışlardır ve onursuzluğun samurayların kullandığı terimle seppuku ya da halk arasında bilinen adıyla harakiri yöntemiyle intihar edilerek temizlenmesi gerekir. Bu ahlaki kodlar sonraki dönemlerde Japon askerlerinin davranış şekilleri üzerinde de etkili olmuştur. 20. yüzyılda bile ordu içindeki görüş ayrılıkları tarafların haksızlıklarının kanıtlanması durumundan seppuku yapacaklarını ilan etmelerine kadar varıyordu. 2. dünya savaşında esir düşen Japon askerlerine ailelerine mektup yazıp sağ olduklarını bildirebilecekleri söylendiğinde askerler ailelerine öldüklerinin söylenmesini istiyorlar çünkü esir düşmek gibi bir onursuzluğu yaşamalarındansa ailelerinin savaşta ölmüş olduklarını duymayı tercih edeceklerini düşünüyorlar. 2. Dünya Savaşında Pasifik adalarında pek çok Japon subay, donup kalmış Amerikan askerlerinin gözleri önünde seppuku yaptı. 1945’te savaşın bitmesinin hemen ardından Tokyo İmparatorluk Sarayı’nın önü İmparator’dan savaşı kaybettikleri için özür dilemek adına seppuku yapan kadın ve erkeklerin kanlarıyla kırmızıya boyanmıştı. Bushido en düşük rütbelere kadar neredeyse tüm Japon askerleri tarafından hatta siviller tarafından bile içselleştirilmiş olsa da bundan samuray ahlakının Japonların doğasında olduğu sonucu çıkarılmamalı. Samuray ahlakı eğitimle benimsetilmiş bir şeydi. Sadece orduda verilen eğitim de değil, zorunlu eğitim müfredatında da orduyu yücelten düşünceler yer alıyordu ve bunun Japonların militarist rejime kolayca geçiş yapmasında etkili olduğu kanısındayım.

Edwin O. Reischauer da “Japan: The Story of a Nation” isimli kitabında Japon militarizminin Japonların doğal olarak otoriter ve militarist bir karaktere sahip olmaları gibi bir şeyle açıklamaya kalkmanın yanlış olacağını söylüyor. Reischauer’a göre bu Japonya üzerine çalışan Batılılarca sık başvurulan bir açıklama fakat 2.dünya savaşında beri Japonlar dünyanın en barışçıl, en pasifist milletlerinden biri olduklarını kanıtlamış durumdalar. 20’lerde ve 30’larda Japonya’da olanları aynı dönemde Almanya ve İtalya’da olanlarla karşılaştırmak daha sağlıklı olacaktır. Bu üç ülkede de içerde kötü giden ekonomiden kaynaklı büyük bir memnuniyetsizlik, dışardada uluslarası sistemde hakettikleri konumda olmamalarını düşünmelerinden kaynaklı bir tatminsizlik vardı.

Japon rahipler bile askeri düzende

Tabii yine de Japonya totaliter rejime ve savaşa giden süreçte İtalya ve Almanya’dan çok farklı bir yol izlemiştir. Öncelikle Japonya’da Führer tarzı karizmatik bir önder yoktu. Japonya’ya hakim olan tam olarak faşist ya da nazi tipi bir felsefe de olduğu söylenemez.  Lideri izleyen bir kitle partisi kesinlikle yoktu. Ve en önemlisi muhalefeti şiddetle bastırma yoluna pek başvurulmuyordu çünkü Japon halkı askeri yönetime karşı büyük bir direnç göstermemişti. Toplumu baskı altına almak için çok fazla şiddete başvurulmak zorunda kalınmamasının Japon “faşizminin” ya da “totaliterizminin” görece yumuşak yapısının nedeni olabileceğini düşünüyorum. “Japon faşizmi” diye bir şeyin olup olmadığı tartışmalı bir konu. Robert Butow Japonya’nın bu dönemini tanımlamak için “bir çeşit yerlimalı ultramilliyetçi askeri sosyalizm” demeyi uygun görmüş. Japonya’nın dönemin diğer faşist devletlerinden en önemli farkı totaliter denilebilecek nitelikteki bir askeri yönetime bir darbe, bir kırılma ya da devrim benzeri bir olay sonucu değil yumuşakça geçiş yapmış olmasıdır. Japonya’da insanların hayatlarının devlet tarafından kontrol edilmeye çalışması söz konusu olsa da ve sivil yaşam askeri düzene sokulmaya çalışılsa da, yine de Avrupadaki gibi katı bir totaliteryanizm olduğu söylenemez. Geçmişlerinde 700 yıllık savaşçı sınıfın yönetimde olduğu bir feodal dönem olmuştu; belki de bu yüzden Japonlar askeri yönetime çok tepki göstermiyorlardı.

Japonya 1. Dünya savaşının getirdiği yıpratmayı atlatmaya çalışırken 1923 Tokyo depremiyle bir darbe daha yedi. Deprem sonrası yeniden yapılanma çalışmaları kötü giden ekonomiye biraz hareketlilik getirse de ardından gelen 1927 finansal kriziyle Japon bankalarının dörtte biri iflas etti. 1929 ekonomik buhranı da zaten zor durumda olan Japon ekonomisini çok kötü etkiledi. Pek çok kişi yozlaşmanın kaynağı olarak Batı’yı görüyordu. Büyük işletmeler, bireysellik, liberal şehir yaşamı, yozlaşmış parlementer kurumlar hep Batı’dan gelen kötülükler başlığı altında toplanıyordu. Japonya’nın batılı iktisadi ve siyasal sistemi kabul ederek ne elde ettiği sorgulanmaya başlamıştı, hele ki bunların 1929 ekonomik buhranı karşısında çaresiz kaldığı açıkça görülüyorken.

Japon ordusunun sınıfsal bağlarına bakıldığında 1920’lerde orduda erlerin neredeyse tamamen köylüler tarafından oluşturulduğu, subayların da giderek daha fazla orta ve alt sınıflardan ve köylülerden oluşmaya başladığı görülüyor. Orta ve yüksek rütbelerse çoğunlukla samuray kökenlerinden geliyor, özellikle üst rütbeler Choshu isimli samuray klanına mensup. 1927’ye gelindiğinde artık düşük rütbeli subayların 3’te 1’i küçük toprak sahipleri ve esnaf ailelerin çocuklarıydı. Dolayısıyla ordu bu sınıfların ve meslek gruplarının çektikleri zorluklarla fazlasıyla ilgiliydiler. Özellikle de Büyük Buhran sırasında çok tepkiliydiler çünkü kendi ailelerinde ya da, daha yüksek rütbeli subaylar için, adamlarının ailelerinde kızların borç nedeniyle genelevlere satılması yaygın hale gelmişti. Ve içinde bulundukları bu durum için de sanayiciler ya da kapitalistler anlamına gelen zaibatsu sınıfını suçluyorlardı. Parlementoyu zaibatsu’nun çıkarlarına hizmet eden bir araç olarak gördükleri için Japon ordusu parlemento ve siyaset karşıtı bir tavır aldı.

Japon lise öğrencileri tüfek eğitiminde (1940)

Japonya’nın artan nüfus ve sanayileşmeyle sürekli artan ham madde ve besin sıkıntısı vardı. Japonya’nın karşı karşıya olduğu nüfus ve kaynak sorunlarının etkisiyle savaş, işgal ve askeri yayılma fikirleri orduda güçlü destek görmeye başlamıştı ve aşırımiliyetçi akımlar Japonya’ya Asya’nın lideri olma rolünü biçiyorlardı. Ordu siyasi liderlerin Batılı devletler karşısında güçlü irade gösteremediğini, Asya’da daha geniş hakimiyet elde etmek bir yana Mançurya’daki hakimiyetlerini bile zor elde tuttuklarını düşünüyordu. Bu yüzden ordu dış politikayla son derece ilgiliydi ve giderek kontrolü daha fazla ele aldılar. Ordu 1928’den itibaren hükümeti yok sayarak kendi başlarına giriştikleri bazı eylemlerle Japon dış politikasını yönetmeye başladı. Ordunun kendi başına kalkıştığı Marçurya işgalinin başarılı olmasının toplum psikolojisinin etkilemesi ve sivil yönetimi iyice sindirmek için bazı genç subayların giriştiği terörist eylemler sonucu Japonya’da yönetimi kademeli olarak askerler ele geçirdi.

Çok uzadığı için burda kesiyorum. Aslında bunun iki katı uzunluğunda bir post yazmıştım ama “kim okur ki?” diyerek yarısını sildim. Daha sonra kamikazeler, 2. Dünya Savaşı sırasında Japonya, Japon savaş suçları ya da savaş sonrası Japon pasifizmi ile ilgili yazılar gelebilir, gelmeye de bilir. Hetalia bölümlerinin sonlarında dedikleri gibi: Tsuzuku kamo…


13 Responses to “20.yy’da Yükselen Japon Militarizmi”


  1. December 29, 2011 at 6:16 pm

    Ne güzel okuyordum bir baktım sonuna gelmişim, devamında bekliyoruz.

    • December 29, 2011 at 7:05 pm

      ne hoş bir yorum, sevindim :)

  2. December 29, 2011 at 9:10 pm

    Ben gayet keyifle okudum ama en heyecanlı yerinde kesilmiş gibi olmuş. Japon militarizminde 20. YYdan 21’e geçişte nasıl değişimler yaşandığını da duymak isterdim ben (evet hazırcıyım) Şu anki vaziyeti de yazman iyi olurdu, zira sanırım artık Japonya’da artık eskisi kadar katı bir militarizmden bahsedilemez (ya da ben çok kötü sallıyorum)
    Bloglarda biz işin eğlence boyutunu ele alıyoruz daha çok (şahsen ben de) ama bence bu tür yazılar da artmalı.
    Şimdi ben ve parentezlerim gidiyoruz:)

    • December 29, 2011 at 9:22 pm

      yok sallamıyorsun 2. dünya savaşından sonra zaten japonya pamuk gibi oluyor :) ordu kurmaları tamamen yasaklanıyor anayasanın 9. maddesiyle. şu anda savunma kuvvetleri var (self-defence force) ama resmi anlamda bir orduları yok. yine yavaş yavaş silahlandılar ama halk pasifizmden yana. zaten şu anki savaş karşıtı tutumları nedeniyle çok seviyorum japonyayı.

  3. 5 anon
    December 29, 2011 at 10:49 pm

    Çok güzel bir yazı olmuş. Normalde hiç ilgilenmediğim bir konu olsada yazı çok hoşuma gitti. Devamını okuruz umarım.

    • December 30, 2011 at 1:02 am

      çok sağol. valla yazıyı kestiğime pişman oldum gibi. devamını yakın zamanda postlamaya çalışacağım.

  4. December 29, 2011 at 10:56 pm

    Demek One Piece’de Vivi’nin Zoro’ya habire Mr. Bushido demesi bu yüzdenmiş.
    Tüm yazı çok akıcıydı gerçekten de. Sevdiğin konu üzerine çalışmak ya da çalıştığın konuyu sevmek ne hoş.

    • December 30, 2011 at 1:00 am

      hahah öyle bir şey mi varmış one piece’i hiç bilmiyorum:) gerçekten hoş, ben tembelim bir de sevmesem yapamam:P

  5. December 30, 2011 at 9:05 am

    İnsanların blog yazmalarına her zaman kişisel bir uğraş veya bir tür günce tutma sevgisi olarak bakmışımdır. Ancak her geçen gün, senin yazdıklarını gördükçe, bu bireysellikten uzaklaşarak gittikçe daha profesyonel olmaya başladığını düşünüyorum. Arada sırada değil ama daha sık bir şekilde böyle ciddi konularda yazarsan mutlu olacak epey bir okuyucu kitlenin olduğunu sanıyorum.

    • December 30, 2011 at 4:02 pm

      ben de son iki yazıya ve sonraki planladıklarıma bakınca blogun farklı bir yola girer gibi olduğunu görüyorum bu yüzden bu tür yazıları sadece arasıra yazmayı tercih edeceğim.

  6. 11 D.
    January 2, 2012 at 12:42 pm

    Devamını bekliyoruz. :)

  7. January 9, 2012 at 12:20 pm

    self defence force denilen savunma gucu, tsk’dan guclu bir silah envanterine sahip… hani h2 gibi bir de uzaya uydu tasiyabilen bir roketleri var, bir de bizim daha pek duymadigimiz savunma teknolojileri… ozetle: pamuk gibi demeyelim ama amerikalilarin “silk touch, iron fist” dedikleri, yandasini oksayan, karsisindakini de ezen bir potansiyeli var kawaii caponcuklarimizin…

    • January 9, 2012 at 3:25 pm

      savaştan sonra bir süre pamuk gibi oluyorlar ama o 9. maddeyi lastik gibi çeke çeke zamanla epey silahlanılıyor maalesef ki.


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s


Arşiv (adeta bir zaman tüneli)

yazı kategorileri

Yeni yazılardan haberdar olmak için mail adresini gir.

Join 263 other followers

blog istatistikleri

  • 489,823 tıklama
Personal Blogs - BlogCatalog Blog Directory

şu sıralar okuduğum

RSS icten’s Recently Watched Anime from MyAnimeList.net

RSS icten’s Recently Read Manga from MyAnimeList.net


%d bloggers like this: