17
Jul
11

Hikaru no Go

Devam eden animeleri hariç tutarsak, normalde tamamını izlemeden animeler hakkında yazmıyorum ama bu sefer bir istisna olacak. Çünkü bir önceki go yazısının üstüne en iyi gidecek şey bir Hikaru no Go tanıtımı ve bu 75 bölümlük bir anime olduğu için tamamını bitirmem biraz zaman alacak. Zaten ilk başta tamamını izleme niyetiyle başlamamıştım bu animeye, bol bol go oynadığım ve kendimi geliştirmeye çalıştığım şu dönemde go animesi izlemek hevesimi arttırır diye düşünmüştüm ve bir kaç bölüm izleyip bırakmayı planlıyordum. Ama Hikaru no Go o kadar güzel ki bırakamadım, 30. bölüme geldim bile.

Peki go oynama konusunda hevesimi arttırdı mı? Tennis no Ooji-sama izleyip tenis oynamaya özenen, Slam Dunk izleyip basketbola özenen, hatta hatta Hajime no Ippo izleyip boksa mı başlasam diyen bir insan olarak Hikaru no Go’dan etkilenmemem mümkün değildi zaten. Go bir spor olmasa da Hikaru no Go’yu diğer spor animeleriyle aynı kategoride değerlendirebiliriz çünkü spor animesi düzeni izliyor: Maçlara çıkan, turnuvalara katılan, sürekli kendini geliştirmeye çalışan bir çocuk. Ama normal spor animelerinde maçlar bölümler boyu sürerken, ilk maçtan itibaren üstün bir irade gücü, akıl oyunları ve taktikler sergilenirken, Hikaru no Go’da go müsabakalarının ayrıntısına pek inilmiyor. İlk başta bu animenin go ile tanışıp iyi bir oyuncu olmak için elinden geleni yapan bir çocukla ilgili olmasını bekliyordum ki zaten öyleymiş ama hiç beklemediğim bir yönü var: Her şey eski bir go ustası olan Sai’ın ruhunun Hikaru’ya musallat olmasıyla başlıyor. Bir spor animesinde böyle fantastik şeylere pek rastlanmaz. Zamanında Japon İmparatorunun go hocası olan Fujiwara no Sai goda hile yaptığı iftirasına uğramış ve intihar etmiş. Ölümünden sonra ruhu bir go masasına yerleşmiş, Hikaru’nun go masasına dokunmasıyla tekrar uyanan Sai, artık beynine mi giriyor, ruhunun bir parçasına mı yerleşiyor bilmiyorum ama Hikaru’yla birlikte takılmaya başlıyor. Hikaru da bir exorcist çağırmak yerine Sai’ın bitmek bilmez go oynama isteğini tatmin etmek için bir go salonuna gidiyor ve onun kendisine dikte ettiği hamleleri oynayarak go dünyasına adımını atmış oluyor.

Hikaru da, Sai da çok sevimli karakterler. Hikaru’nun seslendirmesi çok başarılı, Sai’ınsa şaşkın hareketlerine bayılıyorum, özellikle de kimonosunun uzun yenleriyle ağzını kapatıp heyecanlı gözlerle go tahtasına bakması. Bir de tüm o efemine tavırları ve kibar Japoncasıyla “Hikarûû… Hikarû dedim sana” diye mızmızlanmaları var. Hikaru Sai’ın ruhunu uyandıran ilk insan değil, Sai 19.yy’da aynı go masasına dokunan Honinbo Shusaku’nun da ölene kadar ruhunun bir köşesinde durmuş. Sai uydurma bir go ustası fakat Honinbo Shusaku gerçek bir insan ve wikipedia’ya göre gonun altın çağındaki en iyi oyunculardan biri. Bir animeyi tam bitirmeden hakkında yazı yazmanın böyle bir sakıncası var, ilk başta Shuusaku’nun tüm oyunlarını aslında Sai’ın oynadığı fikrine şiddetle karşı çıkmıştım ama işin aslı gerçekten buymuş. Hikaru no go’da büyük go ustasına saygısızlık etmek pahasına ilerleyen bölümlerde hikayeyi bu fikir üstünde yani Shusaku’nun sadece Sai’ın go oynaması için bir aracı olması üzerine şekillendirmiş mangakası. Bence böyle yapmasa, Sai sadece Shusaku’ya go öğretmiş olsa daha şık olurdu ama neyse.

Çoğu spor animesi hatta çoğu shounende görülen açık renk saçlı baş karakterin rakip olarak gördüğü ve ulaşmaya çalıştığı, koyu renk saçlı, çekik gözlü, yetenekli ve suratsız çocuk geleneği burda da bozulmuyor; ve benim bu uyuz karakterleri çok sevme huyum da aynen devam ediyor.

Hikaru no Go’nun çizeri Takeshi Obata’nın güzel çizgilerine Death Note ve Bakuman’dan aşinayım zaten ama yazarı Yumi Hotta’yı hiç tanımıyordum ve kadın olduğunu öğrendiğimde şok geçirdim. Kadın mangakalar shounen ve seinene el attığında hemen anlaşılır ama maalesef ki Yumi Hotta shounen türünün o nefret ettiğim cinsiyetçi temalarını eksiksiz uygulamış. Bir kadın mangaka’nın “the chick” olmaktan başka bir işlevi olmayan bir karaktere yer vermiş olmasına inanamıyorum. Belki de suçu shounen jump editörlerinde aramak lazım.  Bu yazar ve çizerden oluşan ikili mangaka ekibine bir de 5dan seviyesinde profesyonel go oyuncusu olan Yukari Yoshihara yardım ediyor. Yukari Yoshihara (ya da evlenmeden önceki soyadıyla Umezawa) gonun gençler arasında yaygınlaşması için de çalışmalarda bulunuyor ve Hikaru no Go’nun hemen ardından yayınlanan Go Go İgo programının da sunuculuğunu yapmış. Bendeki Hikaru no Go’larda kapanış müziğinin hemen ardından bu bir kaç dakikalık program da yer alıyor. Mangaya yardım eden go uzmanının da bir kadın olmasına rağmen kadın karakterlerin bu kadar silik olması Shounen Jump etkisinden mi kaynaklı diye merak ediyorum.

Hikaru no Go’da en çok beğendiğim şeylerden biri online go oynamayla ilgili olan kısımdı. Hikaru, Sai’ın go oynamasına aracı olduğunda fazla dikkat çektiği ve insanlar o muhteşem hamleleri Hikaru’ya ait sandığı için Sai Hikaru’nun yardımıyla internet üzerinden go oynamaya başlıyor. Dünya’nın dört bir yanındaki go oyuncularu bu müthiş güçlü ve gizemli “Sai”ı merak etmeye başlayınca Sai bir süreliğine sadece internet üzerinde var olabilen efsanevi bir karaktere dönüşüyor.

Hikaru no Go izlemek insana go oynamayı öğretmiyor belki ama go ile ilgili terimleri, go adabını ve Japonya’daki profesyonel go ortamını biraz öğretiyor. En önemlisi go sevgisi aşılıyor, zaten bu manga ve ardından gelen anime uyarlaması Japonya ve komşu ülkelerde çocuklar arasında go patlamasına yol açmış.


6 Responses to “Hikaru no Go”


  1. July 17, 2011 at 3:59 pm

    animesini bilmiyorum ama mangasına hayran kalmıştım. çizimler o kadar güzeldi ki (özellikle son bölümlere doğru) her sayfayı incelemek için birkaç dakika harcıyordum.

    • July 17, 2011 at 4:09 pm

      animede maalesef çizimler aynı kaliteye ulaşamıyor ama karakter tasarımları takeshi obata’ya ait olduğu için yine de güzel görünüyor, özellikle de saçlar.

      • July 8, 2014 at 12:06 pm

        Sai karakterini Death Note’daki Ryuk’un prototipi olarak düşünebiliriz. Yani sadece baş karakterler tarafından görülen ve işitilen; bilgilendirmeleri ve uyarılarıyla onlara yön veren mistik partnerler.. Aynı şekilde, Hikaru ile Yagami arasında da parallelik kurulabilir. Kısacası, Takeshi Obata, Hikaru No Go’da işe yarayan stilini geliştirerek Death Note’a uyarlamış ve başarılı olmuş denebilir:))

        • July 19, 2014 at 12:39 pm

          evet ama iki serinin yazarlarının farklı olduğunu unutmayalım. ryuk ve sai’ın sadece çizerleri aynı, karakterler üzerinde pek etkisi olduğunu sanmıyorum.

          • July 23, 2014 at 3:59 pm

            Senaryoları açısından her iki animenin de Takeshi Obata imzası taşıyor oluşu bilgisini önceden teyit ederek yapmıştım yorumumu aslında:

            http://www.turkcealtyazi.org/mov/0426711/hikaru-no-go.html

            http://www.turkcealtyazi.org/mov/0877057/desu-noto.html

            Çok da önemli bir detay olmayabilir, ben takıldım galiba..

            • July 24, 2014 at 12:54 pm

              sitede yazan biraz yanlış anlaşılmaya yol açıyormuş. manga uyarlaması diye senaryo kısmına manganın yaratıcılarını yazmışlar ama takeshi obata sadece çizim yapıyor. tabii birlikte çalıştığı yazarlara fikir veriyor mu, hikayeyi ne kadar etkiliyor bilmiyorum.


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s


Arşiv (adeta bir zaman tüneli)

yazı kategorileri

Yeni yazılardan haberdar olmak için mail adresini gir.

Join 263 other followers

blog istatistikleri

  • 490,153 tıklama
Personal Blogs - BlogCatalog Blog Directory

şu sıralar okuduğum

RSS icten’s Recently Watched Anime from MyAnimeList.net

RSS icten’s Recently Read Manga from MyAnimeList.net


%d bloggers like this: