07
Sep
10

it’s a man’s world… or is it?

Tenis ve beyzbol gibi pek ilgi duymadığım sporların animelerini bayılarak izlemişken, boks gibi sevdiğim bir sporla ilgili animeyi beğeneceğim doğa kanunlarıyla belirlenmiş gibi bir şeydi, nitekim öyle oldu ve Hajime no ippo’nun hastası oldum. Zaten genelde spor animeleri mücadele verme temasını işlemekte ve izleyiciyi karakterlerin çok çalışması ve varını yoğunu ortaya koymasıyla heyecanlandırmakta. Söz konusu boks gibi zor ve yıpratıcı bir spor olunca bu durum epik bir hal almış. Burda “epik”i süper olmuş anlamında değil, kelimenin ilk anlamıyla kullanıyorum. Yani Homeros izlese oturur destanını yazar, öyle bir mücadele işte.

Hajime no ippo pek çok ünlü spor animesinden farklı olarak doğuştan dahi ya da kendine çok güvenen karizmatik bir karakter içermiyor. Başkarakter Ippo annesiyle birlikte yaşayan, sosyal hayatı olmadığı için okuldaki serserilerin zorbalıklarına hedef olan, annesinin balıkçılık işletmesindeki ağır işleri yaptığı için güçlü bir vücuda sahip ama nazik karakteri nedeniyle bunu kimseye karşı kullanmayan, ringe çıktığındaysa yumruğunu havaya kaldırmak yerine Japon usulü eğilerek seyirciyi selamlayan bir tip.

Lucky Star’da Konata erkek romantizmini dev robotlar ve dev matkaplar içeren kurgular olarak nitelemişti. Bu shounen sektörüne dair anlamlı bir yorumdu. Ama gerçekten men’s romance diye bir şey varsa tam olarak Hajime no Ippo gibi bir şey olmalı. Ippo’nun ilk maçlarından birinde rakibi yakışıklı ve Muhammed Ali tarzı zarif bir out-fighter olması nedeniyle kızlar tarafından çok sevilen bir boksördü. Maçtaki erkek seyirci hemen, bu biraz züppe görünen tipin karşısında öğrenci olmasına rağmen aile işletmesinde çalıştığını ve sert yumruklu olduğunu öğrendikleri mütevazi balıkçı çocuğun yanında yerini aldı. Bence bu durum animenin (erkek) izleyicisinin tavrını da yansıtıyor. Sanırım Ippo biraz daha “delikanlı çocuk” olarak görülmeye ve sempati duyulmaya müsait. Oturduğum yerden erkek izleyicinin psikoanalizini yapmaya kalkmam ne kadar doğrudur bilmiyorum ama başladım ve devam ediyorum.

Gerçekte böyle bir dünya yok ama bu seri erkeklerin algıladığı ya da algılamak istediği şekliyle ‘erkeklerin dünyası’nı yansıtıyor. Muhtemelen başarısının en önemli kaynağı da bu. Sanırım buna benzer bir yorumu Bakuman’da okumuştum: Boks hayattaki pek çok mücadelenin metaforu olabilir. Ve bu seride teknikten çok mücadele ruhu, direnç, kararlılık öne çıkarılıyor. Ayrıca seride bir kaç yerde maçlarda derece, şampiyonluk kemeri vs.den çok erkeklik gururunun mesele olduğu vurgulandı. İşte al sana sözde erkeklerin dünyası.

Pek çok erkeğin algısına göre onlar mücadeleci, kadınlar destekleyicidir. Seri bu konuda da bir istisna yapmıyor. Ayrıca erkeklerdeki tuhaf anne sevgisine de dokunmadan geçmemiş. (Merak etmeyin burda Freudian yorumlar yapmaya çalışmayacağım ^^) Ippo’nun annesinin Ippo ilk yenilgisini aldıktan sonra “gururun incindi, utanıyorsun, işte şimdi gerçek bir erkek oldun” gibi bir yorum yapmış olduğu da kayıtlara geçsin lütfen. Bu sahnenin üstüne “kadınların da gururu var bilmem farkında mısın?” diyesim geldi. Ama artık serileri kendi bakış açımı mümkün olduğunca kenara bırakıp, hedef kitlenin bakış açısıyla izlemeyi alışkanlık haline getirdiğim için bu tür şeyler Hajime no ippo’nun her bölümünü severek izlememe engel olmadı.

Mükemmele yakın bir seri bence bu. Komik olmak istediğinde gerçekten kahkaha attırmayı başarıyor. Özellikle hoşlanılan kızın kabus ağabey’i rolüyle Mashiba’ya en iyi komedi dalında ödül veriyorum :D Ayrıca bu seri sayesinde Japon boksuna dair ilginç şeyler öğrendik, görünen o ki bütün maçları aynı hakem yönetiyor XD Ayrıca Japon tüy sıklet ve hafif sıklet boksörleri niyeyse ağır sıklet görünümüne sahip. İnadına aşırı kaslı çizilmişler ama bir kişinin boyu ne kadar kısa olursa olsun tüy sıklet sınırları içerisinde kaldığı sürece o kadar geniş olması bana mümkün görünmüyor. Ayrıca Ippo’nun sırt kaslarını, Sendo’nun da bacak kaslarını deli gibi geliştirdikten sonra hala daha kilo kontrolünü geçebilmiş olmarı da pek aklıma yatmadı aslında.

Bütün maçlar çok heyecanlı ve ilginç geçiyor. Bunda boksörlerin kötü giden maçı sonradan irade gücüyle lehlerine çevirmelerinin payı büyük. Zaten farklı tarzlara sahip birbirinden karizmatik rakiplerin olması bu tür animelerin en önemli kuralıdır. Bence en iyi maçlar Ippo’nun Sendo ve Date ile olan maçlarıydı. Özellikle final maçı çok heyecanlıydı. Sendo’nun southpaw boksörle olan maçı da epey ilginçti. Hatta bence bakışlarıyla rakibinin içine korku salan Sendo baş karakter olmayı Ippo’dan daha çok hak ediyor. Ama sanırım Ippo biraz ezik olması nedeniyle izleyicinin kendini daha kolay özdeşleştirdiği bir karakter.


7 Responses to “it’s a man’s world… or is it?”


  1. 1 Mei
    September 7, 2010 at 9:18 pm

    Animeleri nasıl izlemek lazım meselesi halen anlayamadığım bir konu. Mesela “artık serileri kendi bakış açımı mümkün olduğunca kenara bırakıp, hedef kitlenin bakış açısıyla izlemeyi alışkanlık haline getirdiğim için…” demişsin, bir de aklına yatmayan şeyleri yazmana rağmen “mükemmele yakın bir seri” demişsin. Bunu nasıl yapabiliyorsuağnn??! Hehehe.

    Ya mesela ben bazı animelerden sıkılıyorum, izleyemiyorum. Tüy sıklet karekterlerin ağır sıklet gibi kaslı olması, bir annenin “artık gerçek bir erkek oldun yavrıım gınalı guzum” kıvamında gururu incinmiş oğlunu teskin etmesi falan… Ya da cinsiyet rolleri, herbir şeye “aaaa…. öyle miiiieee 0.0” diye gözlerini kocaman açıp şaşıran her daim mal ve frikik vermek zorunda olan kızlar… Hedef kitlenin hislerini analiz etmeye çalışmışsın, onu ben de yapmaya çalışıyorum ama ben senin gibi sakin kalamıyorum. “Bunun altında şu şu şu var!” diyorum. Üzülüyorum, niye var diye. Nasıl kurtulunur diye…

    Japon toplumunun modernlik seviyesi, kadınlar üzerindeki baskının bu modernleşmeyle birlikte erkekler üzerine kayması, bunun yarattığı boşluk duygusu, bunun tatmini için medyanın körükleyip para höpürdettiği “erkek dünyası” fikri…

    Ağzımı burnumu yamultarak izlediğim için yüzüm öyle kalcak diye korkuyorum :p Ama objektif kalmaya çalışsam da işte yamuluyor suratım, elimde değil… Anime seviyorum deyince de herkes zannediyor ki anime kızları gibi kyaaaa nyaaaa bir hayat yaşıyorum kendi kafamda -_-“

    • September 7, 2010 at 11:13 pm

      animeleri izlemek lazım meselesine ben de kesinlikle katılmıyorum ama burdaki durum farklı. ben spor animelerini seviyorum, seinen de seviyorum hatta en çok onu seviyorum, hatta hatta boks da seviyorum ama işte senin dediğin gibi “niye bu var?!” diye kendimi paralamadan zevkine vararak izlemek için baştan evet böyle cinsiyetçi şeyler ama hedef kitle bu, buna takılmayayım şimdi diye bir kabullenme ve sakinleşme gerekiyor. bu sevmediğim halde izleyebilmek için değil sevdiğim şeyden tam verim alabilmek için.

      aklıma yatmayan kısımlardan puan bile kırmam ya :D çünkü zaten teknik açıdan bir analiz yapmıyorum ya da mantıklılık, tutarlılık açısından. benimki tamamen ben de yarattığı hisle ilgili. bütün seriyi sürekli sırıtarak, gerilerek ya da gaza gelerek izlememi sağladıysa o zaman rispekt derim, mükemmel derim :) ne olursa olsun Hajime no ippo’nun her saniyesini ilgiyle izledim, bence muhteşemdi.

  2. September 7, 2010 at 9:35 pm

    İppo’yu ne zaman izlediğimi anımsamıyorum ama okudukça “sahi böyle bir olay/karakter vardı değil mi?” diye flashbackler oluştu kafamda. Yorumum yine müzik konusunda olacak; mükemmeller, bugün bile maçın seyrinin döndüğü sahnelerde çalan o parça gelir aklıma herhangi bir film/diz/anime’nin dramatik bir aksiyon sahnesini gördüğümde. Animelerdeki müziklere değinmemekte ısrarcısın ^^

    Bir de bir de kırmızı, beyaz, pembe kas dokular vardır insan vücudunda. Pembe doku yağ dokudan daha hafiftir ve dinamik zorlanma altında (yani günlük tekrarlı aktif çalışma) halinde kırmızı dokuların dönüşümü sonucu elde edilirler. Sporcularda sıkça görülür, mantıklı yani kas yaptıktan sonra daha hafif gelmeleri, protein yandığında daha az kalori verir yağa kıyasla çünkü içinde daha az karbon ve daha fazla hidrojen vardır. Ayrıca söylemeden edemeyeceğim en komik sahne en sansürlü sahneydi.

    • September 7, 2010 at 11:24 pm

      o dediğin kas meselesini bilmiyorum ama bir ippu’yu bir de gerçek hayattaki bir tüy sıklet boksörü düşün. ippo’nun en boy oranına sahip bir tüy sıklet mümkün değil sanki ya. tüm dokularını kasa bile çevirmiş olsa kaslarının daha ince olması gerekiyor.

  3. 5 Mei
    September 7, 2010 at 9:51 pm

    Peki genel olarak daha kaslı vücuda sahip insanın yağlı insandan daha ağır gelmesi gerekmez mi? Pembe kaslar istemsiz çalışanlar çünkü, kol kasları bacak kasları falan kırmızı ve beyaz değil mi?

  4. September 7, 2010 at 10:40 pm

    Beyaz kaslar istemsiz çalışır, kırmızı kaslarda istemli, pembe kasta sadece kalpte ve sanırım diyaframda var, eğer tüm kaslarımız pembe olsaydı hepimiz uzun süreler boyunca çok ağır işler yapabilirdik. Neyse zaten tüy siklet, ağır siklet meselesi ağırlık meselesi değil, deneyim meselesi, ağır sikletlerin ağır olma sebebi, daha çok kas çalışmaları ve daha deneyimli olmaları. Düşün ki 1.90 100 kilo Carnera kariyerine sinek siklet olarak başlamıştır, zira ilk maçı oldukça ezici bir nakavttır(sırf deneyimsiz olmasından en başta ağır siklet maça çıksa canı çok yanardı bence)

    Neyse Hajime no Ippo ve History’s Strongest Disciple Kenichi ve ne bileyim Bruce Lee’nin dayak yiyince bir daha yemicem lan, herkesi dövcem deyip 6 farklı martial arts öğrenmesi saygı duyulması gereken şeyler bence çünkü eski tip erkekliği anlatıyor, ha ben mi, ben 1-2 yıldır pasifistim, öyle eğlence olsun diye dövüşmeyi, saygı,gurur ne bileyim namus meselesi yaparak dövüşmeye tercih ediyorum.

    Anime nasıl izlenmeli derken, ben kendimi bu adam nasıl düşünmüş diyerek izlemeye yöneltiyorum. Tabi Arakawa under the Bridge, Mitsudomoe, Hanamaru Youchien gibi animelerde pek sökmüyor zaten onlar irrationality animeleri tabi rational olan nedir sorusunu beraberinde getiriyor bu. Birde shounenler durmadan aksiyon ve tanrının parmağı yüzünden böyle izlenemiyor. Tanrının parmağı ciddi sevmediğim bir mesele. Bir de dünyanın ortasına düşen göktaşları, onlar büyük problemler yaratabiliyor. Bir de cidden entellektüel tartışma yaratan animelerde bu çok zevkle izlemeni sağlıyor hele sarcasmları, kültürel tepkileri falan anlayabildiğin zaman anime daha eğlenceli hale gelebiliyor. Birde tabi zevkle izlemek için senin ilgi alanınla felsefenle uygun olması çok etkili oluyor, ama bunları bir kenara bırakıp animeyi izlemeye devam edersen sevebiliyorsun, çünkü kapitalism ve reklam sektörü japonya’da çok hızlı yükselmiştir. Bana oturup 20 dk boyunca bir barda oturan adamın derdini dinlettiriyorsa, tabi burada barmenin içki hazırlaması da var(Bartender, mangası daha güzel belirtmeliyim ama bir bölüm anime izleyene kadar manga serisini bitirdiğimden, anime daha zevkli demeliyim), o çizere, yazara, müzisyene, sanat tasarımcısına saygı duyarım. Bir de seinen tavsiye ederim, onlara dayanabilen herşeye dayanır, ben severek izliyorum öyle düşün.

    Neyse sonuçta ben bir otorite değilim, tabi icten de değilim, sonuçta soruyu bana sormadın. Ama cevap yazma zevkini tattıracak bir soru sorduğundan dolayı teşekkür ediyorum.

    • September 7, 2010 at 11:45 pm

      benim de shounenlerle aram hiç iyi değil bir iki istisnai seri dışında mümkün olduğunca bulaşmamaya çalışıyorum, çünkü merakıma yenilip izlemeye başladığımda sonuç hep hüsran oluyor. shoujoların da büyük bölümü için bu geçerli ama seinen candır :D


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s


Arşiv (adeta bir zaman tüneli)

yazı kategorileri

Yeni yazılardan haberdar olmak için mail adresini gir.

Join 263 other followers

blog istatistikleri

  • 489,823 tıklama
Personal Blogs - BlogCatalog Blog Directory

şu sıralar okuduğum

RSS icten’s Recently Watched Anime from MyAnimeList.net

RSS icten’s Recently Read Manga from MyAnimeList.net


%d bloggers like this: