22
Jul
10

Metropolis

Son zamanlarda giderek daha fazla ilgimi çekmeye başlayan robot-insan ilişkileri ve cyberpunk konularına blogda daha çok yer vermeye karar verdim. Bu yüzden geriye dönüp, çok önceden izlemiş olduğum Metropolis hakkında bir kaç kelam edeceğim.

Aslında Metropolis 1927 yapımı bir sessiz film. Efsanevi mangaka Tezuka Osamu Metropolis filmini hiç izlememiş olmasına rağmen filmin bir dergide gördüğü tek bir karesinden etkilenip Metropolis isimli mangayı çiziyor. Benim sözünü edeceğim Metropolis anime filmi ise Tezuka’nın 1949’da çıkan mangası ve orijinal filmin senaryosu kaynaştırılarak oluşturuluyor.

Metropolis robotların ayrımcılığa uğradığı, insanlarınsa robotlar yüzünden işsiz kalmaktan şikayetçi olduğu şehir-devletin adı. Bu şehir-devletin diktatörü Duke Red ölen kızının aynısı olan Tima isimli bir robot yaptırmış ve bu üstün robotun bir gökdelenin tepesine oturup Metropolis’i yönetmesini planlıyor. Tima’nın tam da dünya’ya gözlerini açtığı sırada Duke Red’in robot karşıtı üvey oğlu Rock Tima’yı yok etmek için laboratuvarı yakıyor. Tima’yı yangından dedektif olan amcasıyla birlikte Japonya’dan gelmiş olan Kenichi kurtarıyor. Ve hikayenin beni etkileyen kısmı burda başlıyor çünkü ikisi de Tima’nın robot olduğunun farkında değil. Kim olduğunu ve ne olduğunu bilmeyen masum Tima’nın tek isteği çok sevdiği Kenichi gibi olmak. Tima’nın iç burkan kimlik bunalımı sonlara doğru kahredici bir hal alıyor ve beni yine “insanı insan yapan nedir ki?” sorusuna döndürüyor.

Biraz daha karmaşık bir bilinç ve bir takım varoluşsal kaygılardır bizi diğer canlılardan farklı kılan diye düşünüyorum ve bence hiçbiri yapay olarak üretilemeyecek şeyler değil. Evrim sonucu, plansız, programsız oluşmuş insan bilincinin insanlar tarafından oluşturulamaması için bir neden göremiyorum. Metafizik inanışları olan biri ruhu olduğu için insanın kopyalanamayacağını, insansı bir bilince sahip robotların var olamayacağını söyleyip, meseleyi kesip atacaktır. Ama benim böyle takıntılarımın olmaması ve bilincin oluşumuna dair okumuş olduğum bazı şeyler robot meselesine iyice bağlanmama neden oluyor.

Bence Tima basbayağı insandır bu yüzden sonunda robot olduğunu öğrenip delirmesi beni çok üzdü. Tima’nın her şeyi yakıp yıktığı sahnede Ray Charles çalması da epey etkileyici olmuş.

Filmde çoğunlukla Tezuka’nın karakterleri kullanıldığı için gerek saç ve kıyafetlerle, gerek şehrin yapısı, gerekse de film boyunca duyulan jazz müzikleriyle dönemin ruhunu yansıtan bir anime. Arkaplanda görsel şölen sunan Metropolis şehri çok güzel tasarlanmış, eski Amerikan filmlerini andırıyor. Zaten bütün film 1930’lar Amerikasının zaman tünelinden geçmiş hali gibi. En azından toplumsal hareketlilik, eylemler filan siyaset derslerinin benim kafamda oluşturduğu eski Amerika imajıyla örtüştü.


15 Responses to “Metropolis”


  1. July 22, 2010 at 4:20 pm

    Biyolojik açıdan insan olmayan bir varlığın insan sıfatını alabilmesi için bence kesinlikle insan gibi düşünmesine gerek yoktur. Örneğin otistik bir insan doğuştan farklı programlanmış bir insan makinesi olarak algılanabilir, ancak ne kadar sıra dışı davranırsa davransın, duygularını ifade edemese bile ve hatta olmasalar bile o bir insandır.

    Aynı durum bir insan yapımı alet için de geçerli olabilme potansiyeli taşıyor. Hiç bir insanın sağlıklı bir zihne sahip olmaması şartından yola çıkabiliriz. Yani ilk olarak düşünen ve özerk kararlar alan (1) bir varlık olmak zorunda. Aldığı kararların fonksyonları kısıtlı (2) olmamak zorunda, kararlar mantık çizgisi üzerinden bir bug oluşmadıkça (!) sapmayacktır ancak mantığını kendi kendine (3) geliştirmek zorunda. Üretici/yaratıcı kişinin tamamen objektif ve tarafsız olması gereklidir (4). Robotun yapay aklının %100 kendisine has olması şart değildir, sonuçta tek yumurta ikizleri tamamen bir birlerinin genetik eşidirler ve her biri birer insandır, bu akıldan çıkartılmamalı. Bu durum şu soruyu akla getiriyor; “Bir insanın insan olması için diğerlerinden farklı olması gerçekten gerekir mi?” Hayır ama yaşam koşulları doğası gereği kişiyi değiştirir, onun toplumun bir parçası olması için benliğini ortaya çıkartması şart değildir. Robot evrim geçirebilmelidir (5) Bu konuda robotları ayrı tutamayız. Elbette etik açıdan %100 orijinal robot-kişiler kulağa hoş geliyorlar. Yani bir insanı “robot” olarak nitelendirdiğimizde onun monoton hayatını değerlendirmiş oluyoruz, aynı durum bir öteki ile tamamen eş davranış sergileyen ancak gün içinde ufak farklılıklar yaşayabilen aynı sürüm(model) yapımların insan olmaması için sebep teşkil ettiği düşünülmemeli. En önemli sondan ikinci kural bence bir robot kimseden emir almamalı (6) Bu kural ilk 4 kural ile doğrudan ilgili ve onların sonucu olarak otamatikman ortaya çıkacaktır. En önemlisi ise robot, bir insan olmak “istiyorsa” (!) ölebilmelidir (7)

    • July 22, 2010 at 7:32 pm

      yazdıklarının içinde bana göre en önemlisi “robot evrim geçirebilmelidir” burda kuşaktan kuşağa evrim değil de birey olarak robotun evriminden söz ettiğini sanıyorum. aynı donanımlarla “piyasaya sunulan” aynı “model” robotlar çevreyle etkileşime girdiklerinde zihinsel bir evrim geçirebilmeli, büyüyebilmelidir. böylece aynı noktadan başlayan robotlar farklı kişiliklere doğru yol alacaktır. bunun böyle olmasını istemekten ziyade büyük olasılıkla böyle olacağını tahmin ediyorum. yeni bilgileri işleme kapasitesine sahip aynı model iki robot aynı bilgiyi farklı şekilde yorumlayabilir. burda birazcık kuantum işimizi görür diye düşünüyorum. tabii yanılıyor da olabilirim. zaten aynı bilgiyi farklı yorumlayamasalar bile farklı çevresel etkenlere maruz kalmaları da farklı şekilde evrilmeleri için yeterli olacaktır.

      ortada fol yok yumurta yok ama bu tür şeylere kafa yormak çok hoşuma gidiyor :D

      haa bir de robot kimseden emir almamalı konusu… bu biraz tartışılabilir. köle insanlar da insandır, zaten robotlar ilk başta -maalesef ki- yalnızca insanlara hizmet için yaratılacaktır. emir almak zorunda olsalar da kölelerde olduğu gibi isyan etme seçeneklerinin de olması önemli olabilir. gerçi bu da asimov’un robot kanunlarıyla çelişiyor. ama öte yandan (düşündükçe yeni yeni şeyler geliyor aklıma) zihinsel evrim geçirebilen bir robot bu temel robot kanunlarını çürütecek bir mantık çerçevesine ulaşabilir. isyankar olabilir hatta insan öldürmeme kanununu da çiğneyebilir. zaten şu sıralar okuduğum pluto bununla ilgili. neyse uzaklara sürüklendim ama diyeceğim odur ki itaatkar olmak bir köleyi daha az insan yapmayacağı gibi bir robotu da daha az insan yapmaz.

      • July 22, 2010 at 8:01 pm

        Asimov kanunlarında bariz bir açık bulunmakta. Bir robot herhangi bir insana zarar vermediği sürece yalan söyleyebilir. Bunun yanı sıra, her zaman korsan yazılımcıların var oldukları ve var olacakları fikri “insanlara zarar veremezler ve onların emirlerini dinlemek zorundadırlar” mevzusunun bana asla gerçekleşmeyeceğini düşündürtüyor.

        -ilk köle olarak başlayacaklar, var oluş amaçları bu olacak. Bir seri üretim araba bandı hirdolik iş makinesinden farkları olmayacak.
        -daha kaliteli ve kalifiye işçi robotlar için daha iyi yazılımlar işleme tabi olacak
        -daha hızlı üretim için daha kıvrak ve insanüstü modeller günlük hizmet robotu olarak atanmaya başlayacak. “Çocuğunuzu günlük ev tehlikelerinden koruyabilen hizmetçi+çocuk bakıcısı+tamirci+…” sloganizeleri türeyecek
        -insanlar günlük hayatları daha kolay olması adına onlara daha çok yetki ve işlev verecekler. Kaboom hayalimizdeki cyborglar sokaklarda beyaz önlükleri ile yürür hale gelecekler.
        -bence, robotlar bu aşamaya gelmeden önce üzerinde çok konuşulduğu ve çizildiği için isyan edecekleri bir noktaya asla gelinmeyecek. Eğer ki özgür iradeli ve “ben de sizin kadar insanım, tembellik etmek hakkımdır ve ben nerede ne yapmak istersem onu yapar, maaşımı da alırım” diyebilecek bir model ortaya çıkarsa ya susturulur sessizce ya da “gel sen böyle” diye kukla haline getirilir. Bu konuda halen güzel bir şeyler yazılabileceğini düşünüyorum. Çünkü insanların bu konuda elleri kolları bağlı duracağı fikri inanılmaz dominant, ki saçma. Tam tersini konu alan orijinal bir şeyler arayışındayım.
        -sonunda limitleri insanlar olmayacak, insanlardan daha iyi olacaklar çünkü insanlarda olmayan bir özellikleri olacak: unutmamak.

  2. July 25, 2010 at 12:01 am

    çok güzel bi siten var, tebrikler :) Üstelik site oldukça anime ağırlıklı olsa da bilimkurguya da bayaa düşkünsün sanırım, bu post’ta yazdığın gibi örneğin. Bilimkurguya ben de düşkünüm.

    Türkiye’de seveni çok, ama nedense bir ortak bilgi alanı oluştuan, bir komunite benzeri birşeyler kuran sitesi ya da siteleri yok bilimkurgunun. Herkes tek başına ya da arkadaşlarıyla takılmakta. İlginç bir durum tabii.

    Güzel site için yeniden tebrikler ve teşekkürler.

    • July 25, 2010 at 4:44 am

      http://www.tbd.org.tr/

      bu insanlar uğraşıyorlar. Mevsimlik hikaye yarışmalarını zevkle takip ederim.

    • July 25, 2010 at 12:45 pm

      sağol :) evet hem anime hem de bilim-kurgu severim, özellikle de bilim-kurgunun en çok ilgimi çeken alt türlerinin son dönemde en çok japonlar tarafından üretilmesi de bu iki merakımı çok güzel birleştiriyor.

  3. July 27, 2010 at 2:44 am

    Aslinda nihbrin’in yorumundaki tarafsizlik meselesi biraz hatali. Insani dusunusunu taklit eden pek cok computational metod gelistiriliyor – bunlardaki temel sorun “learning” meselesi. Learning yapabilen, yani datalardan “ogrenebilen” pek cok algoritma var. Fakat son zamanlarda one cikan farkli ve epey populer olan bir konu var: Bayesian learning. Bayesci yaklasim, epistemolojik belirsizlige isaret eder ve objektivitenin kendisinin bir subjektiflik oldugunu ima eder; gercek objektifligin olamayacagini, dolayisiyla herseyin subjektif oldugunu soyler. Evet, bu bir felsefe akimi degil; matematiksel bir teori ve yapay zekada, ogrenme konusunda epey aktif olarak kullaniliyor. Mesela yine konuyla alakali olarak, ses verilerinden duygulari taniyabilen algoritmalar bayesci yontemlerle gerceklenir. Ileride muhtemelen duygu “sentezleyebilen” algoritmalar da yazilir (hatta belki vardir, field’e hakim olmak lazim).

    Diger bir mesele evrim meselesi. Evrimsel hesaplama zaten burada is gorecektir; hali hazirda pek cok yerde problem cozme metodu olarak kullanilir ve genelde cozumler bastan kestirilemeyen yerlerde cikar. Kaldi ki bazi algoritmalar -ki benim de kullandigim birkac algoritma- sosyallesmeye ve suru zekasina dayalidir. Ki social artificial intelligence diye koskoca bir de arastirma alani dogdu coktan. Olayin complexity theory ve baska seylerle de cok ilgisi var ama tam hakim olmadigim sulara girmeyeyim ben.

    Not olarak da blog super, robot-insan iliskilerine dair daha cok yazi bekliyoruz. :)

    • July 27, 2010 at 5:48 pm

      çok anlamadığım konulardan söz etmişsin ama çıkardığım sonuç, benim şöyle olsa, böyle olsa diye varsayımlarda bulunduğum yapay zeka konularının temelleri çoktan atılmaya başlanmış :D bilim-kurguda robot meselesini sevmemin asıl nedeni de bu zaten. zamanda yolculuk, uzaylılar gibi konular fazla fantastik geliyor ama robot konusu daha gerçekçi, adım adım nereye doğru gidildiğine dair hiç de uçuk olmayan tahminlerde bulunabiliyoruz.

      evet yazılar gelecek, blogda da bir cyborglaşma var ama hadi hayırlısı :)

      • July 27, 2010 at 10:59 pm

        Ghost in the Shell ile ilgili bir yazı geliyor o zaman? ^^

        • July 27, 2010 at 11:47 pm

          heheh uzun süredir gits yazayım diyorum ama önce 2. sezonu da izlemem gerektiğine karar verdim.

  4. 11 D.
    July 28, 2010 at 5:41 pm

    @icten, aslinda zamanda yolculuk icin de epey yeni gelismeler soz konusu. ama dogru durust robotlara ne kadar uzaktaysak, ona da o kadar uzaktayiz… yani ilgi cekici bulman konulara uzakligimiz degil bence ;)

  5. 12 okan sümer
    July 28, 2010 at 7:23 pm

    Bence Tima basbayağı insandır bu yüzden sonunda robot olduğunu öğrenip delirmesi beni çok üzdü.

    Daha animeyi izlememiş kişilerin okumaması gereken cümle değil mi bu :)

    • July 28, 2010 at 7:48 pm

      ahaha o cümleyi defalarca değiştirip en zararsız haline getirmeye çalıştım. ilk başta delirmesi yerine başka şey yazıyordu şu haliyle çok da spoiler olduğunu sanmıyorum.

  6. July 29, 2010 at 1:19 am

    şöyle birşey önereceğim
    Bence Tima basbayağı insandır bu yüzden filmin sonunda robot olduğunu öğrendikten sonra yaşadığı değişiklik beni çok üzdü.
    Bence bu cümle daha iyi gider. Hatta sen biraz daha üzerinde çalışırsan daha iyi bir hale de dönüşebilir. :)

    Bir de ilgili cümlede insansı yönü oldu için üzüldüm olmasaydı üzülmezdim gibi anlam çıkardım
    “basbayağı insandır bu yüzden ….. beni çok üzdü”
    “Bence Tima basbayağı insandır çünkü sonunda robot olduğunu öğrenip delirdi ve beni çok üzdü.”
    gibi bir cümle daha iyi gider gibi tabi yukarıda önerdiğim cümlede de bu yüzden yerine cünkü olmalı. :)

    • July 29, 2010 at 1:34 am

      öyle bir şey demiyorum ki ben o cümlede. kız insan değilmişim diye kahroluyor ve ben boşu boşuna bunları yaşamasına üzüldüm.ilk çıkardığın anlam doğru. türkçe cümle kuramayacak kadar da gerizekalı değilim =_=


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s


Arşiv (adeta bir zaman tüneli)

yazı kategorileri

Yeni yazılardan haberdar olmak için mail adresini gir.

Join 263 other followers

blog istatistikleri

  • 490,153 tıklama
Personal Blogs - BlogCatalog Blog Directory

şu sıralar okuduğum

RSS icten’s Recently Watched Anime from MyAnimeList.net

RSS icten’s Recently Read Manga from MyAnimeList.net


%d bloggers like this: