Bir arkadaşım tavsiye etmişti, ne zamandır izlemeyi istiyordum, nihayet izledim. Her izleyen milyon defa sözlemiştir filmdeki görselliğin ne kadar güzel olduğunu bir de ben söyleyeyim tam olsun: görsellik çok güzel. Renk kullanımlarının seyirciyi sakinleştirme, mayıştırma, aşık etme etkisi var. Özellikle manzara çizimleri suluboyayla boyanmış gibi. Her sahne değişiminde “ne kadar güzel”, “oha be”, “inanamıyorum, muhteşem” gibi tepkiler verdim. Telefon direklerinin estetik şeyler olduğunu anladım bu anime sayesinde.
Konusuysa benim için çizimlerinden bile daha güzeldi. Filmin tam adı “Saniyede 5 santimetre: Uzaklıkları hakkında bir kısa öyküler zinciri” İnsanlar arasındaki duygusal uzaklıkla fiziksel uzaklık ve duygularımızla aramızdaki zamansal uzaklık anlatılıyor diyebilirim.

en sevdiğim sahnelerden biri
Film 3 bölümden oluşuyor. İlk bölüm içimizi ısıtan bir çocukluk aşkıyla başlıyor. Kahramanlarımız Takaki ile Akari farklı okullara transfer olsalar da arkadaşlıklarını mektuplaşarak sürdürüyorlar. Biz de fiziksel olarak ne kadar uzak kalsalar da aslında birbirlerine ne kadar yakın olduklarını hayranlıkla izliyoruz. Bu bölümde Takaki’nin kız arkadaşı ile buluşmak için çıktığı tren yolculuğu ve kardan trenin bir türlü ilerleyemediği sahneler çok hüzünlü ve iç bunaltıcıydı ama sonunda seyirciyi çok muhteşem ve duygusal sahneler bekliyordu. Bir de bu ikilinin süper geek evrim muhabbeti şahaneydi, birbirlerine en sevdikleri soyu tükenmiş canlıları soruyorlardı ^__^
2. bölümde Takaki artık lise öğrencisi. Burda olayları Takaki’ye aşık olan bir kızın gözünden görüyoruz. Gözden ırak olan gönülden de ırak olmazmış. Tersi de doğru değilmiş, göz önünde olan gönüle uzak olabilirmiş. Kanae sürekli Takaki’yi düşünse ve hep yanında olsa da Takaki’nin kalbi ona çok uzak çünkü düşüncelerini uzaklardaki Akari’ye odaklamış. Burdaki uzaya füze fırlatma olayı da uzaklığın insanları yıldırmadığına dair güzel bir simge olmuş.
Son bölümde de karakterleri yetişkin halleriyle görüyoruz. Maddi engeller kalksa da araya giren zaman eski duyguları uzakta mı bırakır? Yoksa onlar hep orda mıdır? Sanırım bu biraz seyircinin yorumuna kalmış. (benim yorumum iyimser) Yalnız sondaki tren sahnesi şahaneydi. Gerçi filmin her tarafı o kadar güzeldi ki “şu sahne iyidi” deyince diğerlerine haksızlık oluyor.
Filmin verdiği duyguyu tam ifade edemiyorum: melankolik ama izleyende olumlu duygular uyandırıyor yani morali bozuk birine izletsek iyi sonuç elde ederiz. Filmin yönetmeni Shinkai Makoto’nun bir kısa filmini koyuyorum aşağıya. Her izleyişimde daha güzel geliyor ve benim de kedim olsun diye ağlama isteği uyandırıyor.
Alucard: setting the standart for psychotic vampires since 2001

haftalardır elim gidiyor geliyor bu filme… ama su yorumdan sonra bu gun izlerim sanırım…
hadi bakalım umarım beğenirsin :)
Kesin izleyeceğim =)
Burdan gördüm ve dün gece izledim sonunda. O görselliğe hayran olmamak mümkün değildi. sanki canlı bir resim tablosuymuş gibi.. Konusuda oldukça güzeldi. Şuan tam ifade edemiyorum ne düşündüğümü ama sevdim ben bunu. ^_^
Teşekkürler. :)
çok sevindim sevmene =D
selam ichten :) animeyi yapanlarin soyle de bir artbook’u var belki biliyorsundur ama yine de paylasayim dedim gorunce.
http://www.pireze.org/blog/?p=2003
iyi gunlerde kullaniniz :p
vay be çok güzelmiş, sağol paylaşım için.
rica ederim efem.
bir de anime yazayim bos gecmeyelim. eger izlemediysen, Voices of a Distant Stars, bugun izlicem ben de, Mechanic +romantik biseymis (ogrencimden aldim bugun :) )
yapimi ilginc (kendime yakin hissettim :) ) 2002 yilinda Makoto SHINKAI yapmis. Yazmis, yonetmis, tasarimini kendi yapmis, animasyonunu da. Seslendirmesini nisanlisiyle birlikte yapmislar. bunlarin hepsini evlerindeki bir Apple bilgisayarda yapmislar :D
iyi izlenceler :p
evet izledim çok hoş bir konusu vardı. evindeki appleda yaptığını biliyordum yuh demiştim ama seslendirmeyi nişanlısıyla birlikte yaptığını bilmiyordum o da ilginçmiş.